Suriye Nereye Gidiyor?

Büyükelçi Dr. Nuh Yılmaz

Türkiye Cumhuriyeti Şam Büyükelçisi

AA Brifing, Temmuz 2026, Sayı1

Suriye Halkının, devrimcilerin liderliğinde 8 Aralık 2024’de Esed rejimine karşı kazandığı zafer tarihte eşine az rastlanır bir olaydır. Küresel aktörlerden  bir ya da birkaçının doğrudan desteği ya da koruması olmadan zafer kazanmak nadiren gerçekleştirilebilecek, büyük oranda da soğuk savaş dönemine ait tarihsel olaylardandır. Bu nedenle, ülkeyi boğan,, parçalayan, kardeşi kardeşe düşman eden bu kanlı süreç, Suriye halkının zaferi olarak kayda geçmelidir. Bu süreci başından itibaren muhtelif görevlerde yakından izlemiş bir şahit ve aktör olarak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Suriye’deki zafer, küresel aktörlerin desteğiyle değil, onların bölme, parçalama, savaşı uzatma, yıpratma, aktörleri birbirine kırdırma politikalarına rağmen kazanılmış bir zaferdir.

Geçtiğimiz 18 aya baktığımızda Suriye yönetiminin, faaliyet gösterdiği şartlar göz önüne alındığında, muazzam bir başarı kaydettiği söylenebilir. 8 Aralık 2024’te Suriye, ağır yaptırımlar altında, kendi toprak bütünlüğünü sağlamaktan aciz, milli ordusu olmayan, üretken işgücünü savaş ya da muhaceret nedeniyle kaybetmiş, eğitim ve sağlık sistemi çökmüş, mali yapısı son derece kapalı ve zayıf, bürokratik yapısı dar kadrocu zihniyete kilitlenmiş, yalnızca müttefiklerinden ve uyuşturucudan gelir sağlayan çökmüş bir narko-devletti. Şimdi ise tüm bu alanlarda atılım yapmaya çalışan, sorunları kavrayan, bu sorunların üstesinden gelme iradesi gösteren dinamik bir devlet olma yolunda ilerliyor.

Aralık 2024’te göreve başladığımda Suriye’nin en önemli üç sorunu yaptırımlar, terörizm ile buna bağlı  bölünme riski ve İsrail’in ülkeyi istikrarsızlaştırıcı müdahaleleriydi.  Altı ay sonra aynı tabloya baktığımızda ise yaptırımların  biri hariç neredeyse tamamı kaldırılmış, terör riski kontrol altına alınmış, bölünme riski oldukça düşmüş durumda. Şu anda en önemli 3 sorun ise küresel finans sistemine eklemlenme ve ekonomi, kurumsal kapasite inşası ve neredeyse her soruna çarpan etkisi olarak müdahil olan İsrail’in istikrarsızlaştırıcı etkisi diyebiliriz.

RİSKLER ve TEHDİTLER

Geçtiğimiz dönemde Suriye Yönetimi PKK/PYD ile mücadelede ciddi bir yol katetmiş, sorunu stratejik tehdit olmaktan çıkarmış, süreç yönetimi gerektiren entegrasyon sorunu haline getirmiştir. Yaptırımların neredeyse tamamı kaldırılmış, sonuncu yaptırım olan ABD Dışişleri Bakanlığındaki Terörü Destekleyen Ülkeler Listesi’nden ise siyasi nedenlerle çıkmamış ama bu konuda da önemi mesafe almış durumda. Ancak henüz yaptırımların kalkması gündelik hayatta tam olarak hissedilememektedir. Bunun nedenleri ise halen son yaptırımın kalkmaması, finans çevrelerinin aşırı temkinli tutumu ve bu dönüşümü sağlayacak bürokratik kadroların yetersizliğidir. Geçtiğimiz günlerde Suriye Yönetiminin ekonomi kadrolarında yaptığı değişiklikler, yönetimin bu sorunun farkında olduğunu göstermekte, bu da sorunun çözümü konusunda umut vermektedir. Yakın zamanda kredi kartlarının kullanımının başlaması ve sonrasında finans sisteminin eski yasalardan arındırılmasıyla ekonomi biraz olsun rahatlayacak gibi görünmektedir. İsrail konusu ise halen devam etmekte, İsrail’in berdevam baskısı özellikle güneybatı bölgesinde gündelik yaşamı olumsuz etkilemekte, bölgede adeta bir “insansızlaştırma politikası” yürütüldüğü intibaını vermektedir. Bu analizin doğru olması durumunda ise, İsrail’in oyun tarzına baktığımızda insansızlaştırma politikasını öncelikle illegal yerleşimcilerin ileri üs bölgeleri kurması, bu üs bölgelerinin askerler tarafından korumaya alınması, üs bölgelerinin yerleşim alanlarına dönüşmesi ve ardından işgalin gelmesi beklenebilir. Bu sürecin yönetilmesi en çetin ihtimallerden biri olmakla birlikte, Suriye İsrail arasında muhtemel bir güvenlik anlaşması yapılması sürecin kontrol altına alınması için akla gelen tek kalıcı çözüm gibi görünmektedir.

SİYASİ ELİTLERİN YAPISI

Suriye’nin siyasi elitlerine baktığımızda ise yapılabilecek ilk tespit savaşla ve zaferle iktidar olmalarıdır. Bu nitelikteki bir elit grubu, birilerinin tavassutuyla, darbeyle ya da kendilerine ikram edilerek yönetici olan elitlerden net bir şekilde ayrışır. Zaferle gelen elitler için bağımsızlık ve bunun mütemmim cüzü olan kendi kendine yetebilme vazgeçilmez özelliklerdir. Suriye gibi maden ya da enerji zengini olmayan, çok ciddi yapısal sorunlar yaşayan bir ülkede bağımsızlık arzusunun hayata geçirilmesi ise siyasi meşruiyet, kuşatıcılık, diplomatik ustalık, ekonomik açıklık, siyasi pragmatizm ve kurumsal inşa ile mümkün olabilir.

Bu çerçeveden baktığımızda Suriye’nin önümüzdeki dönemde siyasi meşruiyet için halk egemenliğini siyasi hayatının en temel direği olarak inşa etmeye çalışması şaşırtıcı olmayacaktır. Halk Meclisi seçimlerinin tamamlanması ve parlamentonun faaliyete geçmesi ile birlikte bu yönelim daha  sarih bir şekilde görünür olacaktır.

Siyasi meşruiyetin şartı olan kuşatıcılık ise halen devletin izlediği politikalarda görülmektedir. Zamanla bu kuşatıcılığın daha gerçek, daha yapısal ve daha somut olduğunu göreceğiz. Ancak kuşatıcılıkla bölgeyi kimliklere bölerek farklılıkları düşmanlığa çevirecek bölgeye sömürgeci güçlerin getirdiği kota sistemini aynı görmemek gerekir. Kuşatıcılık, eşit vatandaşlık temelinde, ülkeye sadakatle tüm vatandaşların benzer şartlara sahip olduğu, ayrımcılığa uğramadığı bir çerçevede oluşması şaşırtıcı olmaz.

Mevcut oynak ve kırılgan uluslararası sistemde Suriye’nin tüm bu kısıtlı imkanlarla güçlü bir ülkeye dönüşmesi ise diplomatik maharet gerektirmektedir. Şu ana kadar bu konuda rüştünü ispatlayan Suriye, zamanla diplomatik kadrolarını güçlendirerek bu tehditlerle bahsedebilir. Kısıtlı ekonomik imkanlara rağmen, ülke dışına 15 milyona yakın mülteci gönderen Suriye şu an itibariyle bölgenin en iyi insan kaynaklarına sahip ülkesi denilebilir. Bu yetenek havuzunun ülkeye dönmeye başladığı, ancak istenilen sayıya henüz ulaşamadığı söylenebilir. Güvenlik durumunun daha iyiye gitmesi, enerji ve ulaşım sorunun makul seviyede çözülme geriye göçü tetiklediğinde Suriye’nin insan kaynağı ülkede ekonomik mucize yarattabilir.

Ancak bunun için de açık ekonomi, işleyen finans sistemi ve dış yatırım gerekmektedir. Bu şartlar karşılandığında Suriye bölgede muhtelif alanlarda hızla sanayileşebilme potansiyeline sahip. Siyasi pragmatizm, özgürleşmenin hemen akabinde şahit olduğumuz gibi yönetici elit tarafından gayet içselleştirilmiş, esnek bir siyasi yapının oluşmasına neden olmuştur. Bu sayede Suriye geçtiğimiz aylarda yaşanan savaşın parçası olmayarak bu konudaki maharetini sergilemiştir. Bu tutumun sürmesi suriye için başarının anahtarı olacaktır.

Son olarak kurumsal inşa Suriye’nin ayağa kalkmasındaki en önemli alan olacaktır. Onyıllarca devam eden mezhepçi, ayrımcı bir muhaberat/narko devletinin yok ettiği kurumlar hızla ayağa kalkmalıdır. Suriye gibi bir nüfusa sahip bir ülkede kurtuluş bireysel yeteneklerle değil ancak kurumsal yapıların inşası/tahkimi ve kadroların eğitimi ile mümkün olabilecektir. Halen muhtelif ülkelerde finans, güvenlik, diplomasi kadrolarını eğiten Suriye’nin bu alanda taviz vermeden yürümesi gerekmektedir. Halihazırda yurtdışı kadrolarının geri dönüşü de bu ancak kurumlara inançla gerçekleşebilir. Askeri yapının kurumsallaşma çalışmalarına bakıldığında, diğer alanlarda da umutlu olacak işaretler görülebilir. Muhtemelen bunu güvenlik kurumları, finans kurumları ve diplomasi takip edecektir.

Tüm bunlar gerçekleşebilirse, Suriye’nin gelecek onyılı bölgesinde güçlü ve bağımsız ve çevresine istikrar ihraç eden bir ülkenin kurulabilmesi son derece mümkündür. Bu hedefin gerçekleşmesi ise tüm bölge ülkelerinin Suriye’ye desteği ile olabilecektir. Bölgedeki “en bölücü vekalet savaşı alanı” olarak  13 yıl bölgenin istikrarsızlaştırmasına neden olan Suriye’nin, bölgenin istikrar ve güvenliğine katkı sağlayan bir aktöre hızla dönüşmesi hem çok mümkün hem de tüm bölge için çok büyük bir kazanç olacaktır.

Leave a Reply

Blog at WordPress.com.

Up ↑