Mısır’da Devrim mi Darbe mi?

Bu yazı 16 Şubat 2011 tarihinde Yeni Şafak‘ta yayınlanmıştır.

Mısır’da neredeyse üç hafta devam eden protestolar neticesinde Mısır Ordusu yönetime el koydu. Ordunun yönetime gelmesiyle birlikte kafa karışıklığı ortalığı kapladı: Mısır’da olan devrim mi, halk hareketi mi, demokrasinin başarısı mı yoksa darbe mi? Bu soruya farklı cevapların verildiği ülkelerden biri, defalarca askeri darbe mağduru olmuş Türkiye idi. Yıllarca darbelerin devrim diye adlandırıldığı Türkiye’de, haklı olarak aynı sorular bu sefer devrim olarak adlandırılan gelişmeye dönük olarak ele alındı: Bu müdahale darbe mi devrim mi? Duruma göz atmak gerekirse eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve başkan yardımcısı Ömer Süleyman, Savunma Bakanı Muhammet Hüseyin Tantavi’nin yönetime el koymasıyla görevlerinden uzaklaştırıldı. İktidar Tantavi’nin yönetimdeki Yüksek Askeri Konsey’e devredildi. Konsey Eylül ayında yapılması planlanan seçimlere kadar yönetimi elinde tutacağını, bu süreçte demokratik reformların yapılacağını, yeni Anayasa çalışmalarına muhalefetin tüm kanatlarının – yani Müslüman kardeşlerin de- katılacağını resmen ilan ederek, yeni Anayasa sözü verdi.

DEVRİM Mİ DARBE Mİ?

Bu gelişmeleri darbe-devrim ekseninde nereye oturmak gerekir? Gündelik kullanımda devrim ifadesi zaman zaman herkes tarafından kullanılsa da, siyaset bilimi literatürü açısından Mısır’da olanları devrim olarak adlandırmak için henüz erken. Devrim ifadesinin kullanımı darbe, isyan, iç savaş gibi başka kavramlarla karşılaştırıldığında anlamlı. Siyasi erkin yukardan aşağı el değiştirdiği darbeye karşın, devrimin aşağıdan yukarı gerçekleşen, ekonomik, sosyal ve siyasi kurumları da dönüştüren bir niteliği olması gerekir. Bu çerçevede, Mısır’da yaşananların aşağıdan yukarı bir halk hareketinin zorlamasıyla gerçekleştiği aşikarsa da, ne ekonomik, ne sosyal ne de siyasi bir dönüşümden bahsetmek mümkün. Öte yandan Mısır’da, devletin iktidar yapısının üst kademesinde gerçekleşen iktidarın el değiştirmesi, formel olarak darbe gibi gözükse de, bu değişimin halk tarafından zorlandığı, silahlı kuvvetlerin bu değişimde değişimin öznesi değil, sadece değişimi taşıyan kurum olduğunu, ayrıca kendi iktidarından taviz verme sözüyle halen iktidar olduğunu kabul etmek gerekir. O halde Mısır’da gerçekleşen nedir?

ASKERİ SEÇKİNLER İKTİDARI

Mısır resmi olarak cumhuriyet olsa da, fiili durum Mübarek döneminde de askeri yönetimden çok farklı değildi. Genelde askerlerden oluşan oligarşik bir yapı arz eden iktidar seçkinleri, hem ekonomik olarak hem de siyasi olarak ülkeyi kontrol ediyorlardı. Milyarder generallerden oluşan Mısır Yönetimi’nde, şeklen seçimler yapılsa da, Mübarek yüzde 90’lar civarında oy alıyor, parlamento seçimlerinde kazanma ihtimali olan adaylar ya çekilmeye zorlanıyor ya da şeffaf olmayan seçim sürecinde usulsüzlük yapılarak saf dışı bırakılıyordu. Hatta bu nedenle kendilerine karşı hile yapıldığını düşünen, yüksek oy alan ancak milletvekillikleri tanınmayan bir kısım eski milletvekili alternatif bir gölge parlamento bile oluşturmuştu. Yine askerler bürokratik yapıda önemli noktaları işgal ediyor, fiilen ülkeyi yönetiyorlardı. Böyle bir yapıya karşı darbe ne anlama gelir, ya da zaten darbe ile yönetime gelmiş bir iktidara karşı yapılan askeri müdahale hangi şartlarda darbe diye adlandırılır düşünmek gerekir.

ASKERİ DARBENİN KURUMSALLAŞMASI

Bir başka nokta askeri vesayet problemi. Mısır’daki fiili durum aslında darbenin kurumsallaşmasıydı. Askeri vesayet devletin ve toplumun her alanına sinmiş, hiçbir sivil yapılanma belli sınırların dışına çıkamaz hale gelmiş, sivil kurumların gelişmesi engellenmiş, sivillerin alanı daraltılmıştı. Haliyle gelişme imkanı bulunmayan sivil topluma bugün iktidar tam anlamıyla devredilse dahi, hiçbir iktidar ve yönetim tecrübesi olmayan hali hazırdaki siyasi kesimlerin Mısır’da iktidar olma şansı yok. Bir başka deyişle, ülkeyi kısırlaştıran, tüm alternatifleri yok eden askeri vesayet Mısır’ın neredeyse kaderi haline getirmiş durumda. Bu nedenle de askeri yönetimden çıkış, sivil yönetime çevrilme herhangi bir ihtimalde askeri vesayet olmadan fiilen gerçekleşemez durumda. Yani iktidarda kim olursa olsun, sahadaki fiili şartlardan dolayı duruma vaziyet etme görevi, tek yönetme becerisine sahip kurumsal yapı olan orduya verilmek zorunda. Bu nedenle Mısır’da önümüzde dönemde askeri vesayetin var olacağı bir tahmin ya da öngörü değil, somut gerçeklik. Bu gerçek paranteze alınarak, sadece temenniler üzerinde Mısır analizi yapmak ya da Mısır’da hemen bir demokratik gelenek oluşturulmasını beklemek naiflik olur.

SİVİLLEŞMENİN TEMİNATI TAHRİR

O halde Mısır’da yaşanan kurumsallaşmış darbe yönetimine karşı yapılan askeri müdahale darbe olarak adlandırılabilir mi? Bu askeri müdahalenin “darbe” olup olmadığını belirleyecek şey, askeri vesayet ya da askerlerin yönetimde olması değil, seçimlere kadar devam edecek kademeli geçiş sürecinin nasıl ve ne şartlarla gerçekleşeceğidir. Bir başka deyiyle, darbenin alternatifi şu anda demokrasiye geçiş değil vesayet rejiminin kurulma şartlarının nasıl gerçekleşeceği. O nedenle vesayet şartları konusunda anlaşılması, vesayet rejiminin tedrici bir geçiş konusunda söz vermesi ve bu sözü tutması halinde yapılanın darbe olmadığına hükmetmeniz gerekecek. Aksi gerçekleşirse – ki bu da gayet mümkün- yani yönetim tüm reform sürecini askıya alır, sivilleşme ve yeni anayasa çalışmalarını iptal ederse, o zaman yaşananın darbe olduğuna hükmetmemiz gerekecek.

O halde Mısır’da önümüzdeki aylarda yakından izlenmesi gereken süreç, kimin iktidarda olduğu değil, demokratik bir geçişe yol verecek değişikliklerin kurumsal olarak yapılıp, tüm muhaliflerin bu kurucu sürece dahil edilip edilmeyeceği. Eğer ikinci seçenek gerçekleşirse o zaman Mısır’ın aşağıdan yukarıya ekonomik, siyasi ve toplumsal yapısının değiştiğine şahit olacağız ki, işte o zaman gerçekleşenin devrim olduğunu söyleyebiliriz. Eğer Mısır’da olanlar devrim şeklini alırsa, o zaman tüm devrimlerden sonra yaşanan, bu değişimin başka ülkelerde tecrübe edilmesi talebi bölgedeki neredeyse tüm Arap ülkelerini değişime zorlayacak, yani devrim yayılacaktır. Şu aşamada gerçekleşen askeri müdahalenin darbe değil devrim olmasını sağlayabilecek tek güç ise Tahrir Meydanı’nda kurulan siyasi cephenin baskısıdır.

Comments are closed.

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: