Ordu Gözetsin, Baradey-İhvan Yönetsin!

Blog Post (Düzeltilmiş 2. Versiyon)

Mısır’da son bir kaç gündür gelişen olaylar bölgenin önümüzdeki on yıllarda kaderini belirleyecek kadar önemli. Bu nedenle gelişmeleri kimin nerede durduğu konusunda toptancı yorumlarda bulunmadan anlamaya çalışmak gerekiyor. Özellikle de Tahrir Meydanı’nda yapılan son müdahale, olayların aciliyetini ve karmaşıklığını gösteriyor.

Tahrir’de Müdahale Eden Kim?

Tahrir’de gerçekleşen müdahaleyi yapanların Mübarek yanlısı siviller olduğu belirtiliyor. Bu kişilerin polis olduğunu iddia edenler de var. Biraz daha yakından bakılırsa, Mübarek’in Mısır’da az da olsa bir tabanı olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Bu destek İslamcılık korkusuyla eğitilen Kıptilerden irtica korkusundan muzdarip laik Arap milliyetçilerine, Şiilik korkusundan muzdarip İslamcılardan sıradan vatandaşlara kadar farklılık içeren bir görünüm arz edior. Ancak, Tahrir Meydanı’ndaki gösterilece müdahalenin şartlarına bakılırsa, bu müdahaleci gücün Mübarek’e bağlı sivil polis gücü olduğu fikri ağırlık kazanıyor. Mübarek’e bağlı polis güçleri, Mübarek’in son şansı olarak oyuna giriyor. Ancak burada önemli olan polis müdahalesi değil, bu son denemenin Mübarek’in kişisel bir çıkış arayışı mı, yoksa dış desteği de olan oyun-bozucu bir müdahale mi olduğu sorusudur.

Rejim İçi Gerilim

Geçen hafta yaşanan gelişmeler Mısır devleti içerisinde bir çatlamanın olduğunu gösteriyor. Mısır Ordusu, eylemlerin ilk günlerinde yaşanan polis-göstericiler çatışmasında sakinleştirici- düzen sağlayıcı bir güç olarak devreye girmişti. Bu sakinleştirici müdahale, Mübarek destekli polisi oyun dışına atma amaçlı bir müdahale olarak okunmalıdır. Buna cevap olarak da polis destekli güçler hapishaneleri boşaltarak, para militer güçleri sahaya sürmüş, karşı pozisyonlarını tahkim etmişlerdi. Nitekim olaylar başladığında Mısır Ordusu’nun üst düzeyinden bazı isimlerin Washington’da olması, devamında Ordu’nun Mübarek lehinde müdahalelerde bulunamaması da bu görüşü destekliyor. Bugün gerçekleşen müdahalede de bu nedenle asıl belirleyici olan polis-asker dengesi olacaktır.

Ordu Gözetsin, Baradey-İhvan Yönetsin!

ABD’nin Mısır’a bakışında ise iç politikada da son derece güçlü karşılıkları olan, üç önemli noktayı görüyoruz:

  1. Obama’nın demokrasi promosyonuna etkisi,
  2. İsrail’in güvenlik kaygıları,
  3. ABD’nin stratejik çıkarları.

Bu üçünü dengeleyebilecek bir çözüm ABD’nin ilk tercihi olacaktır. Bu dengeyi sağlayabilecek olan çözüm şu an itibariyle ABD’nin çıkarlarını korumakla kalmayacak, İsrail dengesini de gözönüne almak zorunda kalacaktır. Ancak Obama, sadece çıkar üzerinden değil, demokrasi promosyonu nedeniyle Demokrat Parti’nin sol kanadını da razı etmek zorundadır.  Zira Obama sadece kendi meşruiyetini sağlamak için değil, aynı zamanda İsrail Lobisi ve neoconları dengelemek için de bu sol kanadın desteğine muhtaç. Bu nedenle Obama’nın sihirli formülü “Ordu gözetsin; Baradey-İhvan yönetsin” denklemidir. Böylece Obama hem kendisini içeride garanti altına alacak, hem Mısır Ordu’sunu İhvan’ı ehlileştirmek için kullanabilecek, hem de güvendiği Baradey gibi bir liderle Mısır’a arkasını dönebilecektir. Şu an görünen Ordu-İhvan-Baradey-Obama diziliminin bu senaryoya razı olduğu.

Karşı Denklem

Bu denklemin karşısında ise İsrail-Suudi Arabistan-Mübarek-Neoconlar-Abbas-Polis koalisyonu mevcut. ABD bu nedenle polisin müdahalesine siyasi olarak net tavır alacak, mümkün olduğunca engellemeye çalışacak, ancak bunun için de acele etmeyecektir. Bu noktada İsrail, Mübarek’i kurtarmak için gereken her türlü müdahaleyi yapmaya çalışacaktır. Ancak yukarıdaki denklemde ortaya çıkan asıl sorun Baradey-İhvan (ki buna diğer Kifaye, Vahd gibi siyasi aktörleri de  ekleyebiliriz) ekseninin Obama-Ordu dengesi ile anlaşamadığı geçiş dönemi planları. ABD başlarda Mübarek’li bir geçişe razı idi. Ancak şu an itibariyle bu ihtimal tamamen ortadan kalktı zira Mübarek’in geçiş dönemi adı altında kendi pozisyonunu tahkim etmeye çalışacağı düşünülüyor. ABD ile Mısır iç siyaseti koalisyonu arasındaki çatlak şu anda bu geçiş döneminde kimin nasıl etkili olacağı tartışması. Ordu bu süreci kendisi kontrol etmek isterken, Baradey-İhvan  koalisyonu geçiş döneminde Ordu tarafından tasfiye edilebileceklerini düşünerek, en güçlü oldukları anda –sokak gösterileri dışında güvenlik garantisi yok bu grupların-pazarlık etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle polisin müdahalesi şu anda Baradey-İhvan koalisyonunu geçiş dönemine razı etmek için Ordu-ABD dengesi tarafından da kullanılabilir. Ordu’nun polise hemen müdahale etmemesini biraz da bu pazarlıklar etrafında görmek gerekir.

Güçler Dengesi

Sonuç her ne olursa olsun Mısır artık eskisi gibi olmayacak. Bu gelişmelerin etkisi tüm bölgeye yayılacak. Ancak dengeler n şimdi asıl kurulursa,  Ortadoğu’da düzen uzunca bir süre böyle gidecek. Bu nedenle de temelde iki alanda söz sahibi olmak isteyen orta ve büyük güçler de çatışmaya taraf olmaya çalışacaktır: Ortadoğu güvenlik dengesi ve Afrika derinliği. Ortadoğu düzeninde söz sahibi olmak isteyen tüm güçler ister istemez bu çatışmanın bir tarafında yer alacaklar. Başbakan Erdoğan’ın Salı günü yaptığı konuşmayı da bu çerçevede erken ve önleyici bir müdahale olarak değerlendirmek gerekir. Zira yeni kurulacak denklemde Türkiye’nin rolü kesinlikle daha büyük olacaktır. Öte yandan yeni kurulacak dengede mağdur olacak ülkeler de var. Tunus örneğinde Fransa’nın ülkedeki en güçlü aktörken, bir kaç haftada nasıl oyun dışına düştüğünü gördük. Neredeyse İkinci Dünya Savaşı sonrası post-kolonyal düzeninde olduğu gibi değişim son derece hızlı oldu. Hiç bir aktör şu anda Mısır özelinde Fransa gibi olmak istemiyor.

İngiltere-Rusya Nerede?

Şu anda bölgesel güçler böylesi bir tasfiyeye maruz kalmama mücadelesi veriyor. O nedenle bu mücadele sadece Mübarek’in değil, aynı zamanda Rusya, Çin, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin de mücadelesi. Ortadoğu’da Mısır’ı uzun süre müttefik olarak gören Rusya, yeni kurulacak düzende etkisi azalacak bir aktör olabilir. Bu nedenle de mücadelede taraf olmak zorunda kalacaktır. Almanya İslamcılık ve Doğu siyaseti ekseninde düşünülmeli bu gerilimde. İngiltere ise Süveyş Kanalı için yaptığı savaş ve daha da önemlisi, çatışmanın başında  adı geçen ancak sonra iktidar mücadelesini Ömer Süleyman’a kaybederek İngiltere’ye kaçan Cemal Mübarek ile birlikte düşünülmeli. Anneannesi İngiliz olan, gerilim başlayınca Londra’ya kaçan Mübarek üzerinden tasfiye edilmek istenen İngiltere’nin bu konuda sessiz kalmayacağını düşünmek gerekir.

Afrika Derinliği ve Çin

Ancak en önemlisi Afrika derinliğinde çıkarları olan ülkeler hesaba katılmalıdır. Afrika jeopolitiğinin en önemli ayağı olan Nil Deltası ve bunun uzantısı olan Yukarı Nil Havzası’nın denetimi tarih boyunca bölgenin kaderini belirleyen etkenlerden olmuştur. Bu bölge Mısır-Sudan-Uganda ve Etiyopya’nın kaderini doğrudan etkilemektedir. Şimdi özellikle Sudan’da yaşanan bölünme, enerji kaynaklarının paylaşımı, kıt su kaynaklarının paylaşımı, tarım alanlarının yönetimi gibi çatışma alanları, bu bölgede yeni bir düzen arayışını da gündeme getirecektir. Böylesi bir denklem ise bölgede ABD’nin doğrudan rakibi olan Çin olmadan ele alınamaz.

Mübarek’in polis müdahalesinin arkasında, ABD’nin yeni bölgesel düzeninin kendisi aleyhine kurulacağını düşünen güçlerden biri ya da bir kaçı varsa bu çatışmalar uzun sürecektir diyebiliriz. Eğer Mübarek kendisini kurtarmak için bireysel bir çıkış yolu arıyorsa, Ordu olayları muhalefet biraz yıprandıktan sonra, koruyucu rolünü pekiştirerek elbette, kısa zamanda kontrol altına alacaktır. Bu noktada bahsettiğimiz güçlerin olaylara dahil olma ihtimalini kesinlikle dışarıda tutamayız. Zira yeni kurulacak denge uzunca bir süre bölgenin gelişimini etkileyecektir.

Comments are closed.

Blog at WordPress.com.

Up ↑

<span>%d</span> bloggers like this: