Medya etiği değil, yerli bir medya kuramı lazım

Bu yazı Nisan 2008 tarihinde Anlayış Dergisi‘nde yayınlanmıştır.

Anlayis Dergisi LogoTÜR­Kİ­YE’YE med­ya eti­ği de­ğil, yer­li bir med­ya ku­ra­mı ge­re­ki­yor. Âdet ol­ma­dı­ğı üze­re son sö­zü­mü en baş­tan söy­le­dim. Çün­kü Tür­ki­ye’de med­ya­nın denk düş­tü­ğü ye­ri an­la­mak için, Ba­tı med­ya­sı­nı ana­liz et­mek üze­re üre­til­miş kav­ram­sal ve ku­ram­sal mal­ze­mey­le iş gö­rü­le­mez. Zi­ra Tür­ki­ye’de­ki med­ya­nın ko­nu­mu­na da­ir mü­la­ha­za­la­rın ta­ma­mı, süs­lü ku­ram­sal di­lin kav­ra­ma ala­nı dı­şın­da yer alı­yor. İn­ce­lik­li bir ku­ram­sal dil, bü­yük oran­da ka­ba ve hoy­rat bir di­le mah­kum olan med­ya­yı ve bu med­ya­nın için­den ne­şet et­ti­ği si­ya­sal ya­pı­yı an­la­ma­ya izin ver­mi­yor. Ay­nı şe­kil­de bu kav­ram­sal ve ku­ram­sal bi­ri­kim in­kar edi­le­rek de böy­le­si bir ku­ra­ma ula­şı­la­maz. Böy­le bir ku­ram için ya­pıl­ma­sı ge­re­ken ilk mü­da­ha­le tar­tış­ma­yı etik çer­çe­ve­sin­den çe­kip, Tür­ki­ye’nin si­ya­sal di­na­mik­le­ri mer­ke­zi­ne oturt­mak, ya­ni mad­di­leş­tir­mek­tir. Or­ta­ya ya­ban­cı isim at­ma has­ta­lı­ğı­na ka­pıl­ma­dan, el­de­ki ve­ri­le­ri de­ğer­len­dir­mek, Tak­vim-i Ve­ka­yi’den be­ri de­vam ede­ge­len ba­sın ta­ri­hi­ni, Türk mo­dern­leş­me­si bağ­la­mı­na otur­ta­rak, ik­ti­dar iliş­ki­le­ri çer­çe­ve­sin­de ele al­mak­la işe baş­la­mak ge­re­kir.

Kav­ram­sal Çer­çe­ve

Med­ya ke­li­me­si kö­ken iti­ba­riy­le es­ki Yu­nan­ca­da tan­rı­lar ile in­san­lar ara­sın­da ara­cı­lık eden med­yum­la­rın yap­tı­ğı iş­ten tü­re­miş­tir. Türk­çe­de bu­na ve­ri­le­bi­le­cek kar­şı­lık va­sı­ta ya da va­sat ola­bi­lir. Bir­bi­rin­den fark­lı iki şe­yin ara­sın­da yer alan, her iki şey­le de bir şey­ler pay­la­şan; var­lı­ğı üze­rin­den me­sa­jın ile­til­me­si­ni sağ­la­mak­la kal­ma­yıp bu­nu ay­nı za­man­da müm­kün de kı­lan; müm­kün kı­lar­ken ken­di var­lı­ğı ile me­sa­jı de­ğiş­ti­ren, dö­nüş­tü­ren, ye­ni­den for­mü­le eden; sa­de­ce içe­ri­ği­ne de­ğil özü­ne de do­ku­nan şey­dir med­ya. Tan­rı­dan in­sa­na ge­len me­saj na­sıl on­to­lo­jik ve epis­te­mo­lo­jik bir dö­nü­şüm­den ge­çi­yor­sa, med­ya da me­sa­jı bu ka­dar dö­nüş­tü­rür. Bu tür bir mü­da­ha­le, sap­tır­ma ya da çar­pıt­ma de­ğil; med­ya­nın var­lık ko­şu­lu­dur ve cid­di bir ku­ram­sal gi­ri­şi­mi hak eder.

An­cak bu­gün­kü an­la­dı­ğı­mız an­lam­da bur­ju­va ka­mu­sal ala­nın Ba­tı’da or­ta­ya çı­kı­şı ve med­ya­nın bu olu­şum­da­ki ro­lü çer­çe­ve­sin­de ele alın­dı­ğın­da med­ya­nın ko­nu­mu bi­raz fark­lı­la­şır. Ba­tı’da ilk olu­şum yıl­la­rın­da med­ya, mo­dern epis­te­mo­lo­ji­nin de et­ki­siy­le me­sa­jın on­to­lo­ji­si­ni boz­ma­yan, as­lı­na do­kun­ma­yan, sa­de­ce me­sa­jı ile­ten bir va­sat ola­rak ta­sav­vur edil­miş­tir. Med­ya­nın ku­ru­cu mi­ti de bu “nes­nel­lik” ola­rak al­gı­la­na­gel­miş­tir. Bu nes­nel­lik id­di­ası­na kar­şı an­cak mu­ha­lif ha­re­ket­le­rin ye­şer­me­siy­le bir­lik­te son yüz­yıl­da ide­olo­ji-kri­tik, kül­tür en­düs­tri­si, si­hir­li iğ­ne, he­ge­mon­ya gi­bi çe­şit­li ku­ram­sal yak­la­şım­lar or­ta­ya atı­la­bil­miş; an­cak tüm bun­lar da “nes­nel­lik” mi­ti­ne atıf­la va­ro­la­bil­miş­tir. O yüz­den med­ya ge­nel ola­rak bu nes­nel­lik ara­yı­şı­nın, en azın­dan gö­rü­nür­de, ta­şı­yı­cı­sı ola­rak ko­num­lan­dı­rıl­mış, med­ya­nın bir aya­ğı olan TV ise bu bap­tan “dün­ya­ya açı­lan pen­ce­re” ola­rak gö­rül­müş­tür.

Ha­ber Al­ma Öz­gür­lü­ğü Ne Ola Ki?

Bu çer­çe­ve­de ge­li­şen Ba­tı­lı med­ya­nın ko­nu­mu biz­de­ki­ne oran­la ol­duk­ça fark­lı bir geç­mi­şe ve di­na­mik­le­re sa­hip­tir. Ken­di ça­pın­da nes­nel­lik id­di­ası­nı ko­num­lan­dır­ma­ya ça­lı­şan Ba­tı­lı de­mok­ra­si­ler­de med­ya, ha­len bur­ju­va ka­mu­sal ala­nın önem­li bir aya­ğı ola­rak gö­rül­mek­te; bu­nun de­va­mı için de çe­şit­li tür­le­ri cid­di ve gay­ri­cid­di şek­lin­de tas­nif edi­le­rek ele alın­mak­ta­dır. Bu veç­he­den ol­mak üze­re, ABD ör­ne­ğin­den ko­nuş­mak ge­re­kir­se kim­se New York Post’tan nes­nel­lik ya da cid­di­yet bek­le­mez­ken, “New York Ti­mes yaz­mış­sa doğ­ru­dur” ina­nı­şı mu­ha­lif ay­dın­lar ara­sın­da bi­le ra­hat­lık­la ege­men ola­bil­mek­te­dir. An­cak New York Ti­mes da baş­ya­zı­la­rın­dan say­fa­sı­nın ku­ru­lu­şu­na ka­dar cid­di bir si­ya­sal et­ki bı­rak­mak is­ti­yor­sa bu mi­tin de­va­mı­nı sağ­la­mak zo­run­da ol­du­ğu­nu bi­lir ve bu­na gö­re dav­ran­ma­ya ça­lı­şır. Ya da Was­hing­ton Post, her gün ya­sa­ma, yü­rüt­me ve yar­gı ile il­gi­li say­fa­lar­ca ha­ber ve­rip mec­lis­te­ki önem­li tüm otu­rum­la­rı, ka­rar­la­rı ya da ya­sa ta­sa­rı­la­rı­nı ak­tar­mak­la kal­maz; in­ter­net say­fa­sın­dan bun­la­rın ori­ji­nal me­tin­le­ri­ni de su­nar. Tam da bu yö­nüy­le Was­hing­ton Post, ken­di­si­ni “Dör­dün­cü Kuv­vet” ola­rak gö­rür. Bu müs­ta­kil bir kuv­vet ol­ma id­dia­sı de­ğil­dir. Hal­kı tem­sil et­ti­ği­ni id­di­a eden üç kuv­ve­tin ya­pıp et­tik­le­ri­ni nes­nel ola­rak hal­ka ulaş­tı­ran, böy­le­ce kon­trol ve den­ge me­ka­niz­ma­la­rı­nı halk le­hin­de ça­lış­tı­ra­rak de­mok­ra­si­yi iş­le­ten kuv­vet ol­ma id­di­ası­dır. İş­te “hal­kın ha­ber al­ma öz­gür­lü­ğü” de özel şa­hıs­la­rın ha­yat­la­rı­nı ta­ciz üze­ri­ne de­ğil, de­mok­ra­si­nin sağ­lık­lı ça­lış­ma­sı­nı kon­trol et­me­nin ol­maz­sa ol­maz şar­tı ola­rak or­ta­ya çı­kar. Bu denk­lem­de med­ya, de­mok­ra­si­nin ol­maz­sa ol­maz bir aya­ğı ola­rak ku­ru­lur. Ar­tık bu med­ya­nın ana­li­zi için da­ha kar­ma­şık kav­ram­sal ya­pı­la­ra, da­ha gi­rift ana­liz­le­re ih­ti­yaç du­yul­mak­ta­dır.

Bir Bur­ju­va Ho­bi­si: Etik

Bu çer­çe­ve Türk med­ya­sı­nın ser­gü­zeş­ti­ni an­la­ma nok­ta­sın­da bi­ze yar­dım­cı ola­maz; zi­ra bu­ra­da ne Ba­tı’da­ki­ne pa­ra­lel bir bur­ju­va ka­mu­sal alan­dan ne de bu­nun ge­rek­li­li­ğin­den bah­se­di­le­bi­lir. Tür­ki­ye’de med­ya­nın bu­lun­du­ğu yer ba­şın­dan be­ri ön­ce­lik­li ola­rak si­ya­si ol­muş­tur. “Hal­kın ha­ber al­ma öz­gür­lü­ğü”nden zi­ya­de si­ya­si bir mü­ca­de­le­nin iş­le­yen bir ta­ra­fı ol­mak ağır bas­mış­tır. Bu­nun iz­le­ri, Cum­hu­ri­yet’in ku­ru­lu­şun­da­ki ev­li­lik­ten Tak­rir-i Sü­kun Ka­nu­nu’na, med­ya­ya pro­pa­gan­da su­çun­dan ağır­laş­tı­rıl­mış ce­za ver­mek­ten “mi­li­tan mu­ha­bir” ol­ma­ya ve böy­le ad­lan­dı­rıl­ma­ya ka­dar fark­lı ör­nek­ler­de gö­re­bi­lir. Bu­nun ya­nı sı­ra “Tür­ki­ye’nin ka­de­ri­ne yön ver­me” id­di­asın­da­ki si­ya­sal id­di­a sa­hi­bi ör­güt­len­me­le­rin, ça­ba­la­rı­na der­gi, ga­ze­te ya da çe­şit­li ya­yın­cı­lık fa­ali­yet­le­riy­le baş­la­mış ol­ma­sı da bir baş­ka izi­dir bu yö­ne­li­min.

Med­ya tar­tış­ma­sın­da mu­ha­ta­bı­mız, bur­ju­va ka­mu­sal alan­da­ki de­mok­ra­si oyu­nu­nun, bur­ju­va ah­la­kıy­la do­nan­mış ka­di­fe el­di­ven­li si­lah­şor­la­rı de­ğil, uzun yıl­lar­dır de­rin­den de­ri­ne sü­ren he­sap­laş­ma­da ta­raf olan ke­sim­le­rin mev­zi­le­ri­dir. O yüz­den de an­cak tor­tu­laş­mış ve ku­rum­sal­laş­mış bir li­be­ral de­mok­ra­si oyu­nun­da müm­kün ola­bi­len “nes­nel­lik” mi­ti ya da “hal­kın ha­ber al­ma öz­gür­lü­ğü” biz­de na­if­lik ola­rak te­za­hür eder. He­le bir de 12 Ey­lül son­ra­sı si­ya­sal ta­lep­le­rin “ide­olo­ji” ola­rak ta­nım­lan­ma­sıy­la her ge­çen gün renk­le­nen, ya­zı ala­nı fo­toğ­raf ala­nı le­hi­ne kü­çü­len, sa­de­ce bü­yük pun­toy­la ve ba­ğı­ra­rak ko­nu­şan, ham gö­rün­tü­le­ri ha­ber di­ye ve­ren, “laf sok­ma”yı iyi baş­lık at­ma di­ye ad­lan­dı­ran, git­tik­çe lüm­pen­le­şen, ne­vi şah­sı­na mün­ha­sır has­ta­lık­lı kö­şe ya­zar­lı­ğı ku­ru­muy­la en hız­lı laf so­kan adam­la­rın dua­yen ha­li­ne gel­di­ği, ana­li­zin ya da uz­man ga­ze­te­ci­li­ğin pa­ra et­me­di­ği, fik­rî ta­ki­bin ve so­rum­lu­lu­ğun ol­ma­dı­ğı bir ül­ke­de “med­ya ve etik” tar­tış­ma­sı el­bet­te lüks ola­cak­tır.

Kı­ran kı­ra­na si­ya­si mü­ca­de­le­de ta­ra­fı ol­du­ğu ga­ze­te­nin yaz­dı­ğı­nı, tek­zip edi­lip edil­me­di­ği­ne da­hi bak­ma­dan de­lil ola­rak kul­lan­mak­tan çe­kin­me­yen yar­gı­nın; if­ti­ra­la­rı­nın kul­la­nıl­ma­sıy­la övü­nen med­ya­nın; kü­für, ha­ka­ret ve cun­ta­cı­lık­la ka­ri­yer ya­pan dua­yen­le­rin; tu­zak ve pu­su ku­ra­rak ga­ze­te­ci­lik ya­pan/yap­ma­ya zor­la­nan ba­sın emek­çi­le­ri­nin ol­du­ğu yer­de, yap­tı­rım gü­cü ol­ma­yan, hu­ku­ki ya da ad­li ağır­lı­ğı bu­lun­ma­yan, so­rum­lu­lu­ğu so­yut bir vic­da­na yol­la­yan “etik” tar­tış­ma­sı hiç­bir so­ru­nu çöz­mez. Yer­li bir med­ya ku­ra­mı için, med­ya sa­hip­li­ği­nin ta­ri­hi, sı­nıf­sal iliş­ki­le­ri, ku­rum­sal ya­pı­sı, ba­sın mes­lek ör­güt­le­ri­nin ya­pı­sı, ik­ti­dar­la ve ser­ma­yey­le iliş­ki­si, söy­lem ve içe­rik ana­li­zi an­cak bi­ze cid­di bir sor­gu­la­ma im­ka­nı­nı ve­re­bi­lir. Tam da bu ne­den­le, ne da­ha ön­ce­ki dar­be­ler­de ne 28 Şu­bat’ta “etik” kay­gı­lar hiç­bir med­ya men­su­bu­nu emek­li ede­me­miş­tir. Ken­di si­ya­sal gün­de­mi­ni ül­ke­nin üze­ri­ne ge­çir­mek için her yo­lu de­ne­yen­le­rin, bu sü­reç­te ken­di­le­ri­ni etik­le bağ­la­ya­cak­la­rı­nı dü­şün­mek Tür­ki­ye’de­ki si­ya­si mü­ca­de­le­nin ar­tık he­sap­laş­ma eşi­ği­ne gel­me­si­ni kü­çüm­se­mek ya da cid­di­ye al­ma­mak­tır.


One thought on “Medya etiği değil, yerli bir medya kuramı lazım

Add yours

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: