İslamcılık öldü mü?

Bu haber Zeytinburnu Belediyesi’nin düzenlediği İSlamcılık Sempozyumu’ndaki tebliğden Haber10 tarafından derlenmiştir.

Zeytinburnu Belediyesi’nin ev sahipliğini yaptığı İslamcılık Sempozyumu devam ediyor. Sempozyumda AK Parti’nin iktidara

İslamcılık Düşüncesi Sempozyumu
İslamcılık Düşüncesi Sempozyumu

gelmesiyle İslamcılığın buharlaşıp yok olduğunu öne süren Mümtaz’er Türköne’ye yanıt Nuh Yılmaz’dan geldi. İslamcılığın yok olmadığını ifade eden Yılmaz, “Mesela Marksistler iktidara gelince Marksizm ölüyor mu? Ya da liberaller iktidara gelince liberalizm ölüyor mu? Siyasi özne olmaktan, devletten, devletin bir parçası olmaktan bağımsız bir şeydir. Ancak muhalefetteyken tonu, tarzı farklı olabilir, iktidardayken farklı olabilir” dedi.

Onlarca değişik İslamcılık var

İslamcılığın özsel bir şey olmadığını belirten Nuh Yılmaz, “Buradaki tartışmalarda İslamcılık bitti, bitiyor, geldi gidiyor, şu kadar gelişti vs bütün bunlar bir bünyesi olan değişmeyen sabit öz olan hareketler için geçerlidir. O anlamda ben İslamcılığın değişmez bir özü olduğunu düşünmüyorum. İslamcı hareketler içerisinde değişmeyen özü olduğunu iddia eden hareketler her zaman olmuştur. İhya hareketleri bunların bir kısmını oluşturur. Selefi hareketler başka bir versiyonunu oluşturur. Ama total olarak bir İslamcılık şemsiyesi koyduğumuzda bunun altında onlarca değişik İslamcılık versiyonu vardır. O yüzden bunların her birinin tek bir öze indirgenecek kadar basit bir fenomen olduğunu düşünmüyorum” şeklinde konuştu. İslamcılık Müslümanların toprakları işgale uğradığı, sömürgeleşmeyle ortaya çıkan bir şey. Biraz da Müslümanların ilk defa gayrımüslim yönetimler altında yaşamak zorunda kaldığı bir dönemde bu siyaseti de meşrulaştırma çabasını meşrulaştırmak için ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz.

Marksistler iktidara gelince Marksizm ölüyor mu?

Mümtaz’er Türköne’nin AK Parti’nin iktidara gelerek devletin bir parçası olmasıyla muhalefetini kaybettiği söylemine karşı Yılmaz şunları kaydetti:

“İslamcılık devlet ilişkisi dönüşür. Yani İslamcılığı devletin parçası olduğu, devletten uzaklaştığı, devletin içine girdiği, devleti ele geçirdiği, artık muhalefet pozisyonunu kaybettiği gibi gerekçelerle eleştirmek bence İslamcılığı siyaset sahnesinde bir yere hapsetmektir. Daha doğrusu, aslında yapılan şey şu: İslamcılığı sadece muhalif bir hareket olarak tanımlayıp iktidara geçtiğinde

Nuh Yılmaz
Nuh Yılmaz

ortadan kaybolması gereken bir pozisyon olarak tanımlamayı beraberinde getiriyor. Yani İslamcılığa bu yaklaşım iktidar olma şansı tanımıyor. Böyle bir İslamcılık versiyonu olabilir. İslamcılığın sağ veya sol versiyonları içinde bu tür hareketler var. Anarşist İslamcılık modelleri var, devleti reddeden İslamcılık modelleri var, anti kapitalist İslamcılık modelleri var. Bunların hepsi İslamcılığın geniş şemsiyesi içerisinde kendisine yer bulabilir. Ama İslamcılık devlet ilişkisini ‘İslamcılar devlet oldular veya iktidara geldiler, artık İslamcılık yoktur’ diye tanımlamak… başka hangi ideoloji için acaba böyle bir ifade kullanılabilirdi…

Bence biraz bunu da düşünmek lazım. Mesela Marksistler iktidara gelince Marksistler ölüyor mu? Ya da liberaller iktidara gelince liberalizm ölüyor mu? Teorik olarak baktığımızda bir siyasi pozisyon, bir özne pozisyonu iktidar olduğunda özne pozisyonu olma özelliğini kaybeder mi? Aslında soru böyle bir şeydir. Benim buna cevabım hayır. Siyasi özne olmaktan, devletten, devletin bir parçası olmaktan bağımsız bir şeydir. Ancak muhalefetteyken tonu, tarzı farklı olabilir, iktidardayken farklı olabilir.

AK Parti’nin meydan okuması

Başka siyasi fraksiyonlardan esirgemediğimiz bu pragmatizm serbestisini biraz da İslamcılar için kullanmak gerektiğini düşünüyorum ben. Nasıl ki bin türlü liberalizm olabiliyorsa devletin kenarında orasında burasında da farklı İslamcılıklar olabilir. Bu anlamda devletten uzaklaştıkça marjinalleşen ütopyacı bir İslamcılığın, İslamcılığın standardı olarak belirlenmesinin adil bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. AK Parti’nin iktidara gelmesi bence İslamcılık açısından ya da yaşadığı tecrübe bu tür sorunları beraberinde gündeme getirdiği için sadece Türkiye değil bütün İslam dünyası için gerçekten önemli bir meydan okuma olmuştur.

İslamcılık teolojik bir pozisyon değildir

İslamcılık teolojik bir pozisyon değildir. Az önce söylediğim gibi İslamcılık içerisinde teolojik pozisyonu olan hareketler var. Yani bir şekilde kendi bulunduğu pozisyonu İslamcılığın yegane ve tek temsilciliği olarak gören diğer bütün İslamcılık versiyonlarını sapma olarak değerlendiren, dışarıda tutmaya çalışan, onları meşru görmeyen kendisini merkeze alıp herkesi dışlayan bir tarz var. Bu yaygın da bir tarz. Bu da az önce söylediği İslamcılığı muhalefetle ilişkilendiren ve ahlakçı bir söylemle haklı olmayı siyaset üretmeye tercih eden bir yaklaşımın neticesidir. Ben İslamcılığın dünya üzerindeki farklı ülkelerdeki tecrübesinin böyle katı, doktriner ve teolojik bir pozisyona sığdırılamayacağını düşünüyorum. Bunu isterseniz Mısır İhvan’ından alın isterseniz Tunus’tan Nahda hareketinden alın farklı İslamcılık versiyonlarının bunu aştığını görebiliriz.

İran’ın yanında yer alması

AK Parti’nin iktidara geldiği ilk dönemde attığı adımlar sebebiyle kendisini de yanılttığını belirten Yılmaz, “AK Parti beni de yanılttı. En başta AB’ye girmeye çalışan AK Parti son 3-5 yıldır bir hesaplaşmaya girdi. AK Parti İslamcılıkla da hesaplaşan, İslamcılığın sınırlarını da siyasi hafzalasını da zorlayan bir noktaya geliyor. Tepkisel bir Batı karşıtlığından, Batıyla hesaplaşıp, bir özgüven üretip gerektiğinde karşı karşıya gelebilen gerektiğinde beraber hareket edebilen yani siyasi bir ilişki kurabilen bir harekete doğru dönüştü Ak Parti. Bunun bence önemli işaretlerinden bir tanesi 2010 yılında İran’ın nükleer meselesinde Türkiye’nin attığı adımdır. Rusya’ya ve Çin’e rağmen İran’ın doğru gördüğü pozisyonu karşısında oy kullanabilen bir AK Parti vardı ortada. Her zaman pozisyonu alır mı almaz mı ayrı mesele. Bunu bir kere bile alıyor olması böyle uluslararası siyasi sistem ve dil içerisinde farklı bir kurarak irade beyanını göstermesi kıymetlidir.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın kafasındaki D8 daha farklı

AK Parti’nin D 8 projesine sahip çıkarak sekretaryasını İstanbul’a taşımasını da önemli bulan Yılmaz, “D 8 projesi İslamcılığın siyasi ufku anlamında çok önemli bir projeydi, gerçekçiliği hiç önemli değil. Hangisi gerçekçi; Marksizm’in idealleri mi gerçekçiydi? Siyasi idealler özne pozisyonları üzerinden, ütopyalar üzerinden yürür. Bazen yaklaşırsınız bazen uzaklaşırsınız. Ak Parti’nin bu dönemde yaptığı şeylerden birisi de D 8’in sekretaryasını İstanbul’a çekmek oldu. Biz D 8’i terk ettiğini düşünüyorduk. Ancak Ak Parti bu projeyi böyle bırakıp yürütmez. AK Parti’nin kafasındaki D 8 projesi Erbakan’ın kafasındaki D 8 projesinden farklı. Merkezini de medeniyetin merkezi İstanbul’a çekmesi önemlidir” dedi.

Türkiye’nin dış politikasında izlediği politikanın sınırları zorladığını öne süren Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sınırların kaldırılması, vizelerin kaldırılması, Ortadoğu ve bütün bir coğrafya içerisinde ortak bir alan oluşturmaya çalışması gibi adımlar ulus devletin sınırlarını zorlama amaçlı adımlardır. Başbakan Erdoğan’ın İslamafobiyi gündem de tutup Avrupa merkezliğe karşı çıkması bence İslamcılığın sınırlarını zorlayan bir tavırdır. Buna siz isterseniz Somali’yi isterseniz Rohinya Müslümanlarını ya da Moro’yla ilişkisini katabilirsiniz. Filistin sorunu özellikle Davos’tan sonra Ak Parti’nin gündemine oturdu ve Beyaz Saray’daki görüşmede de Gazze’nin bir şekilde gündemde olması Ak Parti’nin İslamcılığı biraz post-İslamcılık gibi bir şeye taşıyan bir yaklaşımı ele aldığını gösteriyor. O anlamda Filistin vurgusu ümmet vurgusunun yerine geçerek İslamcılığın önemli kaynaklarından biri haline geliyor.”

Araplar iktidara gelince AK Parti’yle empati yaptı

Türkiye modeli diye başlayan bütün tartışmaların Arap Baharı’ndan sonra gelip Türkiye’ye dayandığını dile getiren Yılmaz, “Bunu siz isterseniz Türkiye’nin ekonomisiyle ilişkilendirin. Ama neticede İhvan hareketinin Türkiye’ye baktığında gördüğü şey İslamcılığın biraz bozuk, biraz fazla Batılılaşmış, biraz bize “yabancı” ama neticede ilişki kurabileceğimiz bakıp iktidarda olma tecrübesinden faydalanabileceğimiz hareket olarak görmesini beraberinde getiriyor. Bunun da en önemli nedenlerinden bir tanesi şu: Üç dört yıl önce Ak Parti’yi son derece eleştiriyordu İhvan hareketi. Ama son dönemlerde Ortadoğu’da İhvan hareketleri iktidar tecrübesini yaşamaya başlayınca, reel politikle karşılaştığında kendini dönüştürmek zorunda kaldığında Türkiye’de nasıl bir dönüşüm yaşandığını anlamada empati üretme noktasına geldiler. Bu da yine Ak Parti’nin bu hareketlerle kurduğu pragmatizm ilişkisi, İslamcılık üzerinden kurduğu ilişki olduğunu gösteriyor.” dedi.

AK Parti kendisini de iktidarı da dönüştürmüştür

‘İslamcılık öldü söyleminin uzun yıllardır olduğunu beliren Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: “AK Parti kendisini de iktidarı da dönüştürmeyi başarmıştır. İslamcılık öldü meselesi de ben kendimi bildim bileli bu iflas söylemi hep vardı. Birkaç defa iflas etti, yeniden dirildi. Son yıllarda bu toplantıları çok fazla yapıyor olmamız yeniden ve farklı bir dille artık iktidarla nasıl hesaplaşacağını, modern ulus devlet içerisinde sınırları zorlayarak nasıl var kalabileceğini anlamaya çalışıyor İslamcılar. AK Parti de bunun en önemli tecrübelerinden bir tanesidir. Önümüzdeki dönemde ihvan, Nahda, Yemen’deki Islah hareketi vs bütün bu hareketlerin yaşadığı tecrübeler buradaki tecrübeyle de birleşip, tozlaşarak, beraber hareket ederek İslamcılık tartışmasını yeniden gündeme getirecektir.”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: