Suriye iç savaşı nasıl bulaşacak?

Bu yazı 17 Şubat 2013 tarihinde Star Gazetesi’nin Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır.

Suriye İç Savaşı Nasıl bulaşacak?

Nuh YILMAZ

Türkiye’nin Suriye sınırındaki Cilvegözü sınır kapısında meydana gelen patlama Suriye iç savaşının artık Türkiye sınırları içinde de etkisini göstermeye başladığının işareti. Patlamanın sınır kapısının Türkiye tarafında mı yoksa Suriye tarafında mı olduğu ise, Starsonuçları farklı anlamlara gelse dahi, asıl problemin yanında ancak detay olarak kalıyor. Türkiye sınırları içinde fiilen 250.000’den fazla Suriyelinin yaşadığını hatırlarsak, patlamanın yeri tartışması önemini kaybeder. Bu nedenle asıl tartışılması gereken konu komşu bir ülkede yaşanan iç savaşın yan etkilerinin nasıl kontrol edilebileceğidir. Suriye iç savaşının ilk yayılma etkisi ekonomik etkileri, savaş Suriye’ye yakın bölgelerde ticareti etkilediğinde ortaya çıkmıştı. Ancak kısmen iç savaşın yarattığı yan sanayi bu etkiyi kısmen dengelediğinden, kısmen de devletin bu etkiyi mass etmesinden kaynaklanan nedenlerle bu etki çok halen yönetilebiliyor. Sonrasında mülteci krizi ile birlikte bu soruna sosyal boyut da eklendi. Özellikle normal mülteciler dışında, Türkiye’de ev tutan, yaşayan ve normal hayata katılan Suriyelilerin varlığı, bu sosyal sorunu bir yandan gündelik hayatımıza sokarken, bir yandan da belli bölgelerde sosyal sorunu siyasi ve giderek güvenlik sorununa doğru evriltti. Cilvegözü saldırısı ile birlikte ise iç savaşın terör ve güvenlik boyutu daha fazla öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde ise kaçakçılık, fuhuş, uyuşturucu, radikalleşme, artan terör gibi başka yan etkiler de etkisini daha fazla hissettirecek.

İç savaş etkiler

Öncelikle resmi biraz daha net okumak gerekir. Türkiye’nin sınırında bir iç savaş yaşanıyor. Her iç savaşta olduğu gibi bu iç savaşta da bir çok ülkenin örtük ya da açık, farklı düzeylerde ve etkilerde yer aldığı görülüyor. Suriye’yi çevreleyen tüm ülkelerde, olaya yaklaşımlarına bakılmaksızın iç savaşın etkisi önümüzdeki aylarda daha da fazla görülecek.  Bu noktada herhangi bir siyasa önerisi sunmadan yapılacak ideolojik eleştirileri ciddiye almayarak işe başlamak gerekir. Siyasa boyutunu göz önüne almayarak hamasetle tartışma sürdürenler maalesef çözümün değil, sorunun parçası haline gelerek, giderek daha da fazla zarar veriyor, sorunun kangren olmasına yol açıyorlar. Bu nedenle Türkiye’nin Suriye ile ilgili siyasi kararı her ne olursa olsun iç savaşın etkisi çeşitli şekil, yoğunluk ve genişlikte Türkiye’de de hissedilecek, hissediliyor da. Alınacak çeşitli siyasa tedbirleri ile bu etki sınırlandırılabilir ya da etkisinin yönü değiştirilebilir. Ancak asla ortadan kaldırılamaz. Bu nedenle hayalci olmadan, Türkiye’nin siyaseti ne olursa olsun, bu sorunların bir kısmının yaşanmak zorunla kalınacağını kabul etmek zorundayız.

İç savaş bulaşıcıdır

Cilvegözü’ndeki patlamayla birlikte iç savaşın bulaşıcı olduğunu acı çekerek öğrenmiş olduk. Bundan sonra yapılması gereken özellikle akademi, düşünce kuruluşları ve medyanın iç savaş konusunu ideolojik bir kamplaşmanın getirdiği bir sığlıkla değil, ciddi ve stratejik bir düzeyde alma zorunluluğudur. Bir başka deyişle, sadece ‘iyi’ ya da ‘kötü,’ ‘tarafım’ ya da ‘karşıyım,’ ‘isteriz’ ya da ‘istemezük’ tarzında moral pozisyonlar üzerinden tartışmanın büyümesine son vermek gerekir. Bunun yerine Suriye iç savaşını Türkiye’nin çevresindeki iç savaşları da gündeme alarak daha net, ayrıntılı ve tarihsel arka planı ile birlikte tartışmamız gerekiyor. Örneğin Lübnan’da iç savaş nasıl gelişti, iç savaş işgale nasıl dönüştü, farklı etnik gruplar arasındaki husumet savaşın gidişatını nasıl etkiledi, farklı milis gruplar ülkeye nasıl yerleşti, etnik ve dini kutuplaşma nasıl gelişti, taraflar nasıl hızla değişti, Bekaa Vadisi nasıl tüm bölgeye istikrarsızlık saçan bir bölgeye dönüştü, Suriye ve İsrail nasıl savaşın parçası haline geldi, bunun sonuçları ne oldu gibi soruların incelenmesi artık Türkiye için bir zorunluluk haline geldi. Sadece bu da değil, hemen yanı başımızda, Irak’ta yakın zamanda gerçekleşen ve halen de kısmen devam eden iç savaşın dinamikleri ve bunun sıçrama etkisi de Türkiye’de maalesef ciddi şekilde tartışılmadı. Türkiye Irak konusunda Kürt meselesine kilitlenerek bu savaşta mezhep boyutunu, aşiretler arasındaki ilişkileri ve iç savaşa müdahil olan ülkeler arasındaki ilişkileri neredeyse hiç tartışmadı. Bir adım daha ileri gitmek gerekirse,  gerek Lübnan ve gerekse de Irak iç savaşının Suriye’ye etkisi maalesef çoğunlukla ya görmezden gelindi ya  da bilinmediğinde hiç öne çıkmadı. Şimdi bu komşu ülkelerin iç savaşlarını daha yakında ele almak ve yaratabileceği kırılganlıkları tartışmak zorundayız.

Uzaktaki iç savaşlardan dersler

Sadece komşulardaki iç savaşlar değil,  uzaklardaki iç savaşlar çeşitli özelliklerinden dolayı çalışılmayı hak ediyor. Bu açıdan Yemen ve Mali’deki durum iç savaşlar krizin sıçrama etkilerini ölçme ve değerlendirme, kabilelerin siyasi hareketlerle ittifakı, mezhep-kabile denklemi, mezheplerin üçüncü ülkelerin dış politikalarına eklenebilme kapasitesini görme ve bunun dinamiklerini anlamak için önemli. Örneğin El Kaide’nin bu iki ülkede çeşitli kabileler konfederasyonları ile ittifaka girmesi, milliyetçi hareketlerin bir anda dini bir hüviyete bürünmesi, Zeydi kabilelerin Sünni-İslamcı gelenekle beraber mücadele etmesi gibi örnekler Suriye sorununu anlamak için oldukça aydınlatıcı olacaktır. Özellikle Mali’deki iç savaşın Libya’nın istikrarsızlaşmasıyla doğrudan ilişkisi, Yemen’deki savaşın Guantanamo’dan salınan Suudi kökenli El Kaide üyelerinin, Suudi Arabistan tarafından Yemen’e ihraç edilmesi örnekleri oldukça öğreticidir. Bu örnekler başka ülkelerin iç sorunlarının bir başka ülkeyi hiç umulmayan yerden etkileyebileceğini göstermesi açısından kayda değerdir.

Suriye uzmanı?

Ancak yine de en önemlisi Türkiye’nin bir an önce gerçek Suriye uzmanlarına olan ihtiyacıdır. Geçen iki yıl içerisinde Suriye konusunda toplumdaki bilgi birikiminin arttığı vakıa. Ancak sıcak savaşın getirdiği etkilerle bu bilgilenen büyük oranda mezhebi, etnik ve sekter önyargılarla şekillenen, operasyonel değil söylemsel bir bilgilenmeden ibaret. Bu nedenle de gerek iktidar gerekse de muhalefet konusunda var olan önyargıları beslemekten öteye geçemiyor, nesnel bir analize maalesef imkan tanımıyor. Artık bu hamaseti bırakıp Suriye’nin tarihine ve siyasi dinamiklerine de biraz yakından göz atmak gerekiyor. İki yıldır devam eden Suriye tartışmasına rağmen, halen Suriye’nin son bir asırlık siyasi tarihinin ana başlıklarını takılmadan sayabilecek ‘uzman’ bulmanın bile zor olduğu bir ülkede, herkes üzerine düşen sorumluluğu almalı. Bu nedenle ‘stratejik tartışma’ adı altında devam eden hamaset ve garabete bir son vererek, ciddi sorumluluk almak ve tartışmayı gerçekten de ‘stratejik’ bir şekilde yürütmek ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen tüm siyasi kesimlerin görevi haline geldi.

İşgal ve vekalet savaşları

Şu andan sonra Cilvegözü saldırısını izole bir saldırı gibi değil, iç savaşın yayılma etkisinin somut örneği olarak ele almak zorundayız. İsrail’in Suriye’ye yaptığı doğrudan askeri müdahale krizin bölgeselleştiğini gösteren ancak yine iç savaşın yayılma eğiliminin parçası olan bir gelişmeydi. Bölgede yükselen gerilimle birlikte, komşu ülkelerin işgal ihtimali arttıkça, bunun yaratacağı sonuçların da öngörülemez krizlere yol açacağını söylemek gerekir. Artık işgal ve doğrudan askeri müdahale senaryoları ciddi şekilde stratejik diyaloğun parçası olarak tartışılmalı. Sadece işgal sorunu değil, PYD ve Nusra Cephesi arasındaki çatışmalarda görüldüğü gibi, rakip milis güçler arası çatışmalar da çevre ülkelere öngörülemeyen etkilerde bulunacaktır. En basitinden çatışma bölgesine yakın alanlardaki Kürtler giderek PYD’ye yakınlaşırken, aynı bölgedeki Araplar da Nusra Cephesi’ne yakınlaşıyor. Bölgedeki geçişkenlik göz önüne alındığında bu yönelimin Türkiye’ye de etkisi olacağını PYD ve Nusra Cephesi’nin Türkiye’nin iç sorunu haline gelebileceğini görmek gerekir. Bir başka deyişle Cilvegözü’ndeki patlamanın daha iç bölgelere kayma ihtimali ve bununla birlikte ortaya çıkabilecek güvenlik risklerini daha fazla ele almak zorundayız. Yine gerek milis kuvvetlerin etkisi gerekse de bölge ülkelerinin müdahalesi çatışmayı bölgeselleştirme potansiyelini net bir şekilde gösteriyor. Doğru ya da yanlış, İran’ın Suriye’de 50.000 kişilik bir milis gücü oluşturacağı iddiaları, Esad gitse dahi sorunun nasıl devam edebileceği göstermesi açısında kayda değer. Bu da iç savaşın neticelenmesinde bölge ülkeleri ile anlaşmanın zorunluluğunu bir kez daha gündeme getiriyor. Irak’ta Maliki’nin güçlendikten sonra Sünnileri karşısına alması ile birlikte Irak’ın nasıl bir anda istikrar görüntüsünden uzaklaştığı hatırlanırsa, Esad sonrası dönemde de istikrarın şartları ortaya çıkar. Aksi halde bölgede devam edecek vekalet savaşları tüm bölgesel güçleri zayıflatacaktır.

Şu anda Türkiye, tüm diğer bölge ülkeleri gibi, hayallerindeki siyaseti değil, kötü ihtimaller arasından ehveni şeri seçmek zorundadır. Bu nedenle Suriye konusunda muhalif pozisyon alanların atladığı bir husus alternatif politikaların üretebileceği maliyetleri görmezden gelerek güvenli ve risksiz bir pozisyondan konuşmalarıdır. Bu tür yaklaşımlar da stratejik diyaloğu engelleyen, fayda üretmeyen tartışmalara yol açmaktadır. Tüm bunların ötesinde sınır güvenliği başta olmak üzere güvenlik sorunlarının ciddiyetle tartışılması gerektiği ortadadır. Bu tür senaryo çalışmalarını ‘savaş çığırtkanlığı’ olarak sunmaya çalışarak tartışmaların önünü kapatmaya çalışanlar ise  maalesef yakın bir zamanda daha da kötü senaryolar ile karşılaştıklarında daha da şaşıracaklar.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: