Aşırılığın ‘yeni ikonu’

Bu yazı 1 Aralık 2010 tarihinde Star Gazetesi‘nin Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır.

Wikileaks küresel liderlik krizinin restorasyon çabalarıyla kapatılmaya çalışılan çatlaklarında yaşanan bir sızıntı.

NUH YILMAZ

SETA Washington Direktörü

11 Eylül saldırıları gerçekleştiğinde, ünlü Fransız düşünür Jean Baudrillard, Batı’nın bu saldırıları çok arzuladığını söylemişti.  Sinema endüstrisinin sürekli İkiz Kuleleri hedef alan saldırıları gündeme getirerek, adeta saldırıyı kışkırttığını, bu kadar büyük ve mükemmel bir gücün adeta kendisini yok etme arzusunu da beraberinde oluşturduğunu, intiharı davet ettiğini iddia etmişti Baudrillard. Benzer şekilde sinema endüstrisi Wikileaks skandalını da şiddetle arzuladı. Gerek V for Vendetta’daki tarihsel boyutuyla, gerek Matrix’deki bilim kurgu boyutuyla, gerek 24’deki polisiye boyutuyla, gerekse de onlarca filmdeki devlete saldıran kahramanlarıyla arzulamıştı. Devlet aygıtının hijyenik, korunaklı, kadir-i mutlak, öldürücü bir mükemmellikle resmedildiği filmlerdeki anti-kahramanlar, bu filmlerde üretilen efsaneye saldırmaktan hiç çekinmediler. Şimdi Wikilieaks’i bedeninde temsil eden Julian Assange da adeta bir anti-kahraman olarak bu saldırıya devam ediyor.

Siber tehdit

Bize kalsa NATO’nun Lizbon Zirvesi belki de sadece Füze Kalkanı’ndan ibaretti. Oysa başka ülkelerin bize hayal gibi gelse de başka başka reel tehdit algıları mevcuttu. Bu tehdit algıları içerisinde belki de en sürreel görüneni Estonya’nın siber tehdit algısıydı. Daha çok Uzay Yolu ile Yıldız Savaşları arasında bir yerde duran bu tehdit algısı, aslında son derece somut, elle tutulur ve gerçekti. Zira bize meçhul ama Estonya’ya malum siber tehdit basitçe bir fantezi ürünü değildi. Estonya, 2007 yılında Sovyetlerden kalma bazı yadigarları yok etmeye kalkınca siber saldırıya uğramış, devlet kurumlarından üniversitelere adeta bütün devlet bir anda işlemez hale gelmişti. Estonya halen kimimize sürreel gelen bu saldırıların travmasını atlatamadı.

Yeni çağın peygamberi

Bu nedenle, bizden farklı olarak Lizbon Zirvesi’ne hep “siber tehdide karşı korunma” gündemiyle yaklaştı. Her ne kadar Wikileaks böylesi bir saldırı ile başlamamış olsa da, Wikileaks sempatizanlarının, kurumun mali kaynaklarının baskılanmasına karşı geliştirdiği savunma hattı böylesi bir savaşı çağrıştırmaya başladı. Visa ve Mastercard’a yapılan saldırılar, bu saldırıları yapanların neredeyse terörist muamelesi görmesi, bilim kurgu-fantezi dünyası ile gerçekliğin sınırlarının karıştığı anı gösteriyor.

David Bowie ile bilim kurgu filmlerinin çılgın kötü adamları arasında bir yerlerde duran Nordik havasıyla Julian Assange, bir sözcü ya da bir siyasetçiden çok her yana sirayet eden postmodern ceberrut devlete karşı mücadele eden gizli bir tarikatın lideri görüntüsü veriyor. Bu görüntünün de rastlantısal olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.  Yine film karelerinden, fantezilerden ödünç aldığımız bir havası var Assange’ın.

Hollywood 11 Eylül’de olduğu gibi, yine bizden bir adım önde. Assange’ın havası sadece görüntüden ibaret değil. Kendine güveni, geri adım atmaması, başına bir şey gelirse açıklanmasını istediği belgelerin bulunduğu internet adresinin şifresini dağıtması, gözaltına alınmaktan korkmaması, avukatının kurukafa sembollü kravat takması vs. hepsi biraz film, biraz gerçek. Adeta son yılların en anti-kahramanı. Hep arzuladığımız o kadir-i mutlak devlet aygıtını “indirecek,” bize o coşkuyu yaşatacak, temaşayı önümüze serecek bir anti-kahraman. O nedenle herkes ağzı açık bir şehvetle seyrediyor Assange’ın yaptıklarını. Zira gerçek olamayacak kadar fantezi Assange.

Assangistler geliyor!

Bir de Assange’ın söylediklerine ses verenler var. Benim twitter’dan “Assangist” (‘Assanjist’ okuyun siz onu) olarak adlandırdığım takipçiler. Adeta bu yeni çağın postmodern peygamberini takip için sıraya geçmiş mucize çocuklar.

ssange için, yani o temaşayı bize yaşatan, ceberut devletin iç çamaşırlarını sokağa döken, dökmekle kalmayıp bir de bunu üstlenen, üstlenmekle de kalmayıp Batman’in Joker’ının Bergsonvari kahkahasını savuran, yaptığı işin adını koyan Assange için harekete geçen biraz anarşist, biraz nihilist, biraz bilim kurgu, biraz asosyal çocuklar. Assangistler adeta Assange’ın hakkını teslim ederek, Wikileaks’in kaynaklarını kurutmak için düğmeye basan küresel imparatorluğun mali yüzüne karşı saldırıya geçmekten kaçınmadılar. Böylece Assange’ın gözaltına alınması, Assange’ı bir firmanın sözcüsü olmaktan çıkararak, adeta küresel bir direniş örgütünün karizmatik lideri haline getirdi. Tek başına biri olan

Assange gözaltı ile birlikte kendi cemaatini kurmuş oldu: Assangistler. Adeta Hz. İsa’nın kendisini feda kararı ile Hıristiyan cemaatini kurması gibi, Assange’ın gözaltı anı da Assangistlerin kurulma anı oldu.  Assange’ın kaçmaması, hakkındaki tecavüz iddialarına rağmen gidip teslim olması, duruşmayı bir temaşaya çevirmesi, hemen akabinde Assange taraftarlarının çeşitli noktalara (muhtemelen birbirinden bağımsız) siber saldırıların gerçekleşmesi, artık Assangistlerin “olduğunu” gösteriyor. İşte asıl tehlike de burada ortaya çıkıyor zira Assangistler nereye akacağı belirsiz bir arzu yaratıyor.

Assangistler siyasileşirse

1968 sonrası gerçekleşen protestolar bir dalga yaratmış, sonrasında kimlik siyasetleri tüm dünyayı yavaş yavaş sarıp sarmalamıştı. Özgürlük söylemlerinin baskıcı boyutlarının ele alınması 68 sonrası gerçekleşmişti. 80’lerde Reagan-Thatcher çizgisi içi boşalmış komünist yönetimleri dağıtmış, ancak buna sokakta cevap verilememişti. 90’ların sonu ve 2000’lerin başında özellikle ABD başta olmak üzere başlayan küreselleşme karşıtı eylemler de çeşitli nedenlerle -11 Eylül sonrası Batı’nın protesto eylemlerine çok da dostane yaklaşmaması gibi-  sona ermişti. Şimdi Assangistler bu hareketin küllerine yeniden ateş üfleyebilirse yeni bir potansiyeli ateşleyebilir. Bu konunun bu kadar üzerine gidilmesinin ardında da bu potansiyel güç yatıyor.

2008 mali krizi sonrası, ABD’nin askeri olarak dünyanın tek hegemonu olmanın maliyetini kaldıramaz olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bu krizle birlikte saklanamaz hale gelen küresel egemenlik krizi bir yanıyla G20, bir yanıyla yeniden düzenlenecek BMGK, bir yanıyla yeni tehdit algılı NATO ile restore edilmeye çalışılıyor. Bu krize dünyanın çeşitli yerlerinden çeşitli cevaplar geldi: Latin Amerika ülkelerinin Filistin’i tanıma hazırlığı, Ortadoğu’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu yeni düzen talep eden aktör ülkeler, yükselen ABD karşıtlığı vs. hep pax Americana’ya karşı gelişmeler. Ancak bu krize hala Batı içinden bir cevap gelmemişti. Wikileaks aslında bu açıdan küresel liderlik krizinin restorasyon çabalarıyla kapatılmaya çalışılan çatlaklarında yaşanan bir sızıntı. Asıl sızıntı işte bu liderlik krizinin sızıntısı. Eğer Assangistlerin bu dağınık görüntüsü veren karşı eylemleri artarak sürer ve küreselleşme karşıtlarının 10 yıl önceki coşkusunu yakalarsa, o zaman işin şekli değişecektir. Eğer bu gerçekleşirse o zaman rahatlıkla klişemizi kullanabiliriz: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

Küresel düzene saldırı

Walter Benjamin şiddet üzerine yazdığı polemik makalesinde ne kadar itici olsa da büyük bir suçlunun uyguladığı şiddetin halkın gizli hayranlığını kazanmasında bu şiddete şahitlik edilmesinin payı olduğunu vurgular. Gerçekten de siyasi bir içeriği olmayan, ‘yasakurucu’ özelliği olmayan şiddetin hayranlık uyandırsa da kriminal olmaktan ve meşruiyeti aşındırmaktan daha fazla tehdit edici yanı yoktur. Asıl tehdit, kriminal şiddetin yarattığı gizli hayranlığın form değiştirme ihtimalidir. Assangistlerin örneğinde de asıl tehdit üç-beş naif gencin anarşist/Assangist  talepleri değildir. Tehdit iki yönlüdür: 1- Siyasi bir içerik kazanarak, egemenin meşruiyetini sorgulama ihtimali, 2- Şiddetin temaşasının egemenin acziyetini sergileme ihtimali. Bu ihtimallerle birlikte, küresel hegemonyanın meşruiyeti yayılacak bir siber şiddetle kendi evinde sorgulanmaya başlanırsa asıl o zaman tehlike çanları çalmaya başlayacaktır. Bu tür bir tehdit, Batı’da iktidar değişikliğine yol açmasa da, küresel hegemonya krizini dışarı sızdırarak, yeni yükselen ve ‘yasakoyucu’ talepleri de bulunan bölgesel güçlere daha fazla alan açacaktır. İşte tam da bu nedenle Assagistler eylemleri için cezalandırılacaklar. Yaş, dil, cinsiyet, ırk farkına bakılmaksızın. Assange da kendini bizim için feda etmiş olacak. Ancak kimse suçu başkasına atmasın: Bu temaşayı kendimiz istedik.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: