Uzlaşma Arayan ‘Pazarlığa’ Oturur

Bu yazı 28 Mart 2010’da Star Gazetesi Açık Görüş Eki’nde yayınlanmıştır.

Nuh Yılmaz ve Hatem Ete

İktidar partisi, geride bıraktığımız 22 Mart’ta 23 maddeden oluşan bir anayasa değişikliği taslağını kamusal müzakereye sundu. Kamusal müzakerenin işlemesi için de tek tek siyasi partilerle; sivil toplum örgütleri, meslek ve medya kuruluşlarıyla ise toplu görüşmeler gerçekleştirdi. Yarına kadar da (29 Mart) yeni öneri ve değişiklikleri kapsayacak müzakereler için kapıların açık tutulduğunu deklare etti. İktidar partisi teklifini müzakereye açık olduğu vurgusuyla “taslak” olarak sunmasına rağmen, bu faaliyetin bürokratik vesayetin politik karını paylaşan kesimler tarafından “pazarlık etmek,” “müzakere yapmak,” “sus payı vermek” gibi çoğu zaman alçaltıcı anlamda kullanılan ifadelerle karşılanması tam anlamıyla bir teşhir anıydı.

Demokrasinin özü bu
İşin en garip yönü ise bu aşağılama amaçlı kullanılan kelimelerin, tam da demokrasinin özü olan siyasal öznelerin ortak bir anlayışa ulaşmak için yaptıkları girişimleri tanımlayan ifadeler olması. Anayasa değişikliğini olumsuz bulan bazı kesimlerin kullandığı bu lügatçe aslında asıl amacı, yani pazarlıktan kaçmayı, müzakereden uzak durmayı ve sus payını kabul etmemeyi bir erdem olarak sunarak otoriter bir pozisyonu savunuyor. Mesele anayasa değişikliğini kabul etmek ya da etmemek değil, bu değişiklikleri tartışmayı dahi olumsuz gören bu zihniyetin bu şekilde teşhir olmasıdır. Türkiye’de bundan sonra uzlaşma üzerine yapılacak tüm tartışmaları bu tavır belirleyecektir.

Habermas’tan Rawls’a, Derrida’dan Mouffe ve Laclau’ya kadar demokrasinin tüm çağdaş kuramcılarının üzerine ‘uzlaşabildikleri’ yegane nokta, demokratik bir kültürün temeli olan müzakere ve uzlaşma için öncelikli unsurun farklı pozisyonların taleplerine sözlerine ‘açık olma’ gerekliliğidir.Farklı kuramlarda rasyonel müzakere veya cehalet perdesi ile tanımlanan durum, tam da bu ‘açık olma’ halidir. Açık olmanın vazgeçilmez dinamiği ise siyaseti bir alan savunması olarak kurgulamamak, tam tersine gerektiğinde pazarlığa, müzakereye, uzlaşmaya, değişime açık olmak, farklı özne pozisyonlarının taleplerini kabul etmek değil ama en azından konuşmaya açık olmaktır. Bugün böylesi bir siyasetin minimal koşullarını dahi imkânsız kılan şey, bürokratik vesayet yanlılarının tüm stratejilerini, 1960 askeri darbesiyle anayasal statüye kavuşturdukları imtiyazlarını kaybetmemek üzerine bina etmeleridir. Bu nokta, müzakere edilmez bir öncelik olarak masada durduğu sürece yani bir ortak dil oluşturmak için gereken tartışmanın yapılacağı masaya oturma gerçekleşmediği müddetçe Türkiye’de uzlaşmaya varmak mümkün değildir.

ABD’de herkes ‘pazarlığa’ açık
Tartışmayı somut bir bağlama taşımak gerekirse, ABD ve Türkiye’nin son günlerde benzer bir kaderi yaşadığı görülür: İki ülke de başka ülkelerle karşılaştırıldığında kendileri için son derece önemli dış politika konularını, artık yakıcı hale gelen iç politika baskısı aleyhine bir kenara bıraktılar. Türkiye’de gözler, anayasa paketi ve yargı reformuna kilitlenmişken, ABD ise bir yıldan fazla bir süredir devam eden sağlık reformunu daha yeni geçirmeyi başarabildi. Başbakan Erdoğan için iç siyaset sair konulardan daha fazla öne çıkarken, Obama da Asya ziyaretini sağlık reformu için lobi yapmak adına erteledi. Her iki ülkede de yapılan değişiklikler ülkelerin kaderini ilgilendiren devrim niteliğinde değişiklikler. Her iki ülke lideri de bu değişiklikleri yapmaya ya kıl payı muvaffak olabiliyorlar ya da aynı şekilde kaybedecekler. Her iki ülkede de değişikliklere muhalefet çok sert tepki gösteriyor. Değişiklik istenen konular ise herkesi ilgilendiriyor. Ancak iki ülkede ortak olmayan  son derece hayati bir konu var: Uzlaşma.

Müzakereyle uzlaşma
ABD’de sağlık reformu 1912’den beri birçok başkanın rüyasını süsledi ancak bu başarı, biraz da ABD Kongresi’nin yapısı gereği ancak Obama’ya nasip oldu. ABD Kongresi’nin iki kamaralı yapısı, bir kamarada kabul edilen yasa tasarısının geçmesi için diğer kamarada da benzer bir tasarısının geçmesini öngörüyor. Bu nedenle sağlık reformu yasa tasarısını zor bela Temsilciler Meclisi’nden geçiren Obama benzer bir tasarının Senato’dan da geçmesi için tasarıyı “pazarlığa” açtı. Bu süreçte gelen taleplere göre değişiklikler yapılarak oylar alındı ve kritik eşik kıl payı aşıldı. Bu sefer de senatodan geçen tasarı bambaşka bir hal aldığından, tasarı yeniden yeni pazarlıklara göre düzeltilerek Temsilciler Meclisi’nde gündeme alındı. Ancak Obama yeniden oylamaya bir süre cesaret edemedi. Oylama günü dahi tasarıyı meclisten geçirme sayısına ulaşamayan Obama, tasarıyı reddeden bir kısım muhafazakar demokratla masaya oturarak kürtaj harcamalarını genel sağlık sigortası kapsamından çıkarma karşılığında kritik sayıyı buldu. Bir sonraki aşamada ise tasarı Obama tarafından onaylanarak yasalaştı ancak yapılan değişiklikler için pazarlıklara devam edilerek son metin yine önce senatoya ardından da meclise gelerek süreç sonlandırıldı.

Bu süreç eksikliklerine rağmen uzlaşmanın pazarlık üzerinden sağlandığı bir demokratik sürecin en yakın örneklerinden. Taraflar çekinceleri ile birlikte tasarı için pazarlığa oturuyor, tasarıyı önlerine alıyorlar, karşı çıkma nedenlerini anlatıyor, destek vermek için istedikleri tavizleri dile getiriyor.

Bu değişiklikler tasarı sahiplerince anlamlı ise pazarlık yapılıyor, değişiklikler kabul ediliyor, aksi halde teklif iade ediliyor. Ancak bu süreçte herkes yapılanın “pazarlık” olduğunu biliyor, dile getirmekten kaçınmıyor, pazarlıkla elde edilen başarıyı seçmenine başarı olarak sunmaktan da çekinmiyor. ABD tarihinin son 100 yıldaki en büyük başarısı işte bu pazarlık kültürüyle mümkün olabildi. Pazarlık geleneği sadece bu reforma has değil. Başkan Bush da Irak’ın işgalini finanse edecek ek bütçeyi Meclis’ten geçirmek için demokratların savaş karşıtı Meclis Başkanı Nancy Pelosi’den yardım istemiş, destek karşılığında ek bütçenin arttırılmasını talep eden Pelosi de bu paranın savaşta yaralananların ailelerine yardım, fakir çiftçilere sübvansiyon ve küçük esnafa ucuz kredi olarak dağıtılmasını sağlamıştı. Pazarlık ve uzlaşma kültürü iki can düşmanı dahi bir araya getirmeyi başarmıştı.

Taslakta yeni bir şey yok
Türkiye örneğinde AK Parti’nin anayasa değişiklik taslağında yeni bir unsur yok. 1990’ların başından bu yana, siyasal partilerden sivil toplum örgütlerine, yargı kurumlarına kadar birçok kurum ve kuruluş, değişen Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek anayasa taslaklarını hazırladılar. Taslakların çoğunda, bugüne dek 34 değişikliğe uğrayan 1982 Anayasasında, mevcut bürokratik vesayeti mümkün kılan otoriter unsurları değiştirmekten bireysel hak ve özgürlüklerin önünü açmaya, yüksek yargı’nın ve askeri bürokrasinin sistem içindeki konumundan askeri yargının adli yargı ile ilişkisine kadar birçok unsur, taslaklarda benzer özgürlükçü bir mantıkla yer aldı. İktidar partisinin taslağı da bu çizgide. Dolayısıyla, yeni bir Anayasa için veya en azından mevcut Anayasada vesayetçi düzeni ayakta tutan unsurların değiştirildiği sınırlı bir düzenleme için, kamusal müzakerenin, diyalogun zemini yaklaşık çeyrek asırdır açık. Üstelik bu mutabakatın oluşmasında, bugün aynı düzlemde hazırlanan AK Parti’nin değişiklik taslağına şiddetle muhalefet eden CHP ve Yüksek yargı’nın hazırladıkları taslakların da payı var.

Sağlıklı bir demokratik sistemden beklenen taslağın değerlendirilip eksikliklerinin dile getirilmesi, uzlaşabilecek noktaların tespit edilmesi, kabul edebileceği bir çerçeve varsa bunun için mücadele edilmesi, yoksa bunun söylenerek destek verilmeyeceğinin açıklanmasıdır.

Vesayetçi pazarlık yapmaz!
Oysa taslağı incelemeden açıklama yapan HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve bu doğrultuda hareket eden birçok gazeteci ve akademisyen, taslağın zaten uzlaşmaya açık olduğu için özellikle “taslak” adını tercih edildiğini dahi görmezden gelerek, bu taslağın “pazarlık unsurları taşıdığı izlenimi” uyandırdığını, hatta ve hatta tasarıda bazı meslek gruplarına “sus payı” şeklinde düzenlemelerin yer aldığını savundu. Olumsuz görülen bu sus payı tercihine karşı ise bürokratik vesayet ekibi paketin içindeki maddeler arasında seçmeci bir tavır takınmayı teklif ettiler. Bu öneriye göre, her parti sadece kendi önceliğini oluşturan maddelere destek verecek, böylelikle kendi önceliği içinde yer almayan maddelerin yasalaşması engellenmiş olacak. Böylece bütün kesimler kendi öncelikli gündemine gömülerek diğer toplumsal kesimlerin önceliklerine duyarsız kalacak.

Uzlaşmayı pazarlık olarak aşağılayıp mahkum eden, kendi önceliği dışındaki bir düzenlemeye direnen, bu içe kapanmacı benmerkezci tavrın da demokrasi olduğunu düşünen yaklaşımla mevcut siyasal denklem ve siyasal rasyonalite çerçevesinde uzlaşmanın herhangi bir yolu olabilir mi? Demokratik kültürün oluştuğu sanal alan, tam da gerçek öznelerin gerçek çıkarlarını savunduğu, “pazarlığın” ve “sus payının” olduğu bir alandır. Devletin, rejimin, siyasetin tıkandığını noktada, bu tıkanıklığı aşan eylemin adı uzlaşma ise, uzlaşmayı sağlayan demokrasi teknolojinin bizatihi kendisi, müzakere, diyalog ve pazarlıktır. Oysa bu bürokratik vesayet dili uzlaşmayı tamamen dışlanmakta, demokratik kültürün temeli olan pazarlığı demokrasi dışı göstermeye çalışılmaktadır. İşte Türkiye’de siyasal sistemin tıkandığı nokta tam da burasıdır.

Tarafları birbirlerinden ayıran en önemli eksen, değişim ve statüko ekseni, bu eksene rengini veren dinamikse, millet iradesinin siyasal sisteme ne ölçüde yansıyacağı meselesidir. Vesayet bloğu, müzakere etmek yerine kategorik olarak karşı çıkmayı, müzakere yerine alan savunmasına yönelik toptan reddedişle siyasal alanın genişlemesini engellemeye çalışıyor. Böylece siyaset kilitlenirken, rasyonel dilin yerini hamaset alıyor. Demokratik kültürde bu tür otoriter tavırlara yer olduğu muhakkak. Ama demokrasinin kurucu ilkesinin uzlaşma olduğunu, bunun da muhtelif çıkarları savunan siyasal öznelerin somut pazarlık güçlerinden kaynaklandığını unutmamak şartıyla!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: