ABD-Hindistan arasında “stratejik ortaklık”

Bu yazı Ağustos 2010 tarihinde Anlayış Dergisi‘nde yayınlanmıştır.

Anlayis Dergisi LogoABD’NİN yeni yönetimi, bölgelerinde lider olan ülkelerle (Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya) ilişkilere özel bir ihtimam gösteriyor. Bu ülkelerin liderleri ile görüşme aralığını sıklaştırırken, bölgelerinde lider olma potansiyeline sahip ülkelerle (Türkiye, Güney Kore, Güney Afrika gibi) işbirliği arayışlarını da artırıyor. Bu çerçevede değerlendirilen ülkelerden bir kısmı ile stratejik işbirliği anlaşmaları imzalıyor. Yıllardır devam edegelen ikili ilişkilere güvenlik boyutu da eklenerek, dost ve düşman algısının aynılaştırılmasına/ortaklaştırılmasına dayanan ileri (stratejik) ilişkiler tesis edilmeye çalışılıyor. Bu yönelimin bir örneği ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyareti iken, bir başka boyutu da Rusya gezisiydi. Sırada ABD-Hindistan stratejik ilişkileri var.

Bu çerçevede ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 17 Temmuz’da hem zamanlama hem de içerik itibarıyla oldukça önemli bir ziyaret gerçekleştirdi Hindistan’a. Ziyaret, Çin’in Doğu Türkistan bölgesindeki Uygur Müslüman azınlığının maruz kaldığı olayların hemen sonrasında; 20 Ağustos’ta Afganistan’da yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinin ise öncesinde gerçekleşti (Hindistan Afganistan üzerinde en fazla ağırlığı olan ülkelerden biri). Çin’in Orta Asya enerji projeleri ile ilgili son zamanlarda yaptığı ataklar, imzaladığı ya da imzalamaya hazırlandığı enerji boru hattı anlaşmaları, hem Hindistan’ı hem de ABD’yi yakından ilgilendiriyor. Öte yandan Çin-Rus askerî tatbikatı, Şanghay İttifakı’nın yeni hareketlenmeleri ve ABD ile Rusya’nın Kırgızistan’daki askerî üs girişimleri de Orta Asya’da son dönemdeki hareketliliği artıran unsurlar olarak dikkat çekiyor.

Tüm bu gelişmeler, bir şekilde hem ABD’yi muhatap alıyor hem de yakın ya da uzak Hindistan sınırında gerçekleşiyor. Bu gelişmelerden Hindistan’ın ABD kadar tedirgin olduğuna dair açık işaretlerin henüz mevcut olmaması, ABD-Hindistan stratejik ortaklığının hangi zeminde gerçekleştirileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Ancak Clinton ziyaretinin sonuçları netleşmeye başladıkça, resim daha da berraklaşacak ve Hint-ABD stratejik ittifakının çerçevesi, tehdit ve güvenlik algısı da değişecektir. Elbette tüm bu gelişmelere henüz Pakistan boyutu eklenmiş değil. Zira ABD’nin hem Pakistan hem de Hindistan ile ikili ilişkileri, her iki ülkede soru işaretlerine neden oluyor. Bu noktada ABD’ye düşen, bir yandan Hindistan ile tehdit algısının detayları üzerine çalışmak, diğer yandan bu iki ülkenin arasını bulmak ve ilişkileri tehdit etme noktasına gelen sürece müdahale etmek. Bu noktada ABD’nin Af-Pak Savaşı şeklinde tarif ettiği süreçteki başarısı, dar alanda bu ülkeleri ve Hindistan’ı, orta ölçekte tüm Asya politikasını, geniş ölçekte ise küresel gelişimini etkileyecek. Clinton’ın Hindistan ziyareti bu anlamıyla basit bir nezaket ziyaretinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Bu görüşme ve müteakip görüşmeler tüm bölgenin kaderini etkileyebilecek gelişmelere gebe.

Bu ziyaretle birlikte ABD ve Hindistan dışişleri bakanları, “ABD-Hindistan Stratejik Diyaloğu” adı altında yılda bir defa gerçekleşecek görüşmelere başladı. Bu görüşmeler, başta ikili ilişkiler olmak üzere, bölgesel ve küresel konuları kapsayacak. Ancak görüşmelerin asıl amacı, stratejik işbirliği düşüncesini rafine bir hale getirerek ilişkileri ortak çıkar, ortak kaygı ve ortak güvenlik algısına dayanan tam bir stratejik ortaklığa dönüştürecek somut mekanizmalar üretmek ve bu mekanizmaları siyasi, ekonomik, kültürel ve askerî boyutlara taşımak.

Stratejik ortaklıkta ABD belli sorumlulukları dağıtma, işbirliğini öne çıkarma, Hindistan’ı çeşitli platformlarda destekleme karşılığında, bu ülkeyi fazla zorlamayacaktır. Zira Hindistan’da hem iktidardaki Kongre Partisi hem de muhalefetteki fundamentalist Hindu partisi BJP, ABD taraftarı partiler. Ayrıca son yıllarda dünya ekonomisindeki payı ile kendine güveni artan Hindistan, ona bölgesel liderlik payesi vererek gururunu okşayacak ABD için birçok şeyi yapmaya hazır durumda.

Tehdit algısı açısından Bombay’da geçen yıl gerçekleşen saldırıdan sonra ABD’ye iyice sempati duymaya başlayan, en büyük düşmanı olarak mücavir alanlardaki direnişçi Müslüman grupları ve Çin’i gören Hindistan; Keşmir sorununu kaşımayacak, Pakistan’ı kayırmayacak, Afganistan’da önünü açacak, içeride Müslüman azınlığa kötü davranmasına ses çıkarmayacak bir ABD ile her düzeyde ortaklığa hazır görünüyor. ABD ise üretim, işgücü ve istihdam alanında Çin’e rakip olacak, uluslararası örgütlerde kendisini destekleyecek, Af-Pak ekseninde onunla beraber hareket edecek, Hint Okyanusu’nda Çin varlığını kontrol altına alacak bir Hindistan’la işbirliğine çoktan hazır.

Ancak ABD’yi zorlayan iki nokta var: ABD içinde gündelik siyasette ağırlığı artan Hint diasporası ve Hindistan’la ilişkilerin bölge Müslümanlarını yabancılaştırma riski. Bu nedenle ABD’nin istediği, Müslümanlar hilafına değil, Müslümanların da katıldığı bir çerçevede Afganistan, Pakistan ve Hindistan üzerinden üçlü bir kuşatma ile Orta Asya siyasetine dâhil olmak. ABD bu nedenle Pakistan’ı sakinleştirip, bölgesel nükleer silahlanma arayışına son verecek bir anlaşmayı hayata geçirmek istiyor. Ayrımcı olmayan, uluslararası ve uygulanabilir, nükleer malzeme üretimine son verme hedefli anlaşma, gündemdeki konulardan biri. Yine iki ülke nükleer teknolojinin yaygınlaştırılması ve uranyum zenginleştirilmesi konusunda da ortak hedeflere sahip. Daha önce imzalanan ABD-Hindistan sivil nükleer inisiyatifi ise bu alandaki ortaklığı daha da güçlendiriyor. ABD bununla Pakistan’ı sakinleştirerek, küresel ölçekte kendi tezlerini destekleyecek güçlü bir müttefik kazanmış oluyor. Hindistan ise nükleer teknolojisini meşrulaştırırken, aynı zamanda ambargodan muaf olma rahatlığını yaşıyor.

ABD-Hint işbirliğinin bir diğer yanı, mali kriz sonrası sarsılan dünya sisteminin yeniden kurulan düzeninde ortaklığı artırma üzerine kurulu. Buna göre ABD, Hindistan’ı BM Güvenlik Konseyi, IMF, Dünya Bankası, DTÖ, G-8 ve G-20’de savunacak ve yeni düzenlemelerde bu ülkenin daha etkin olması için aktif lobi yaparak onu güçlendirecek; Hindistan da bu platformlarda ABD’ye destek verecek. Son olarak, Orta Asya ve Hint Okyanusu’nda ortak askerî operasyonlar ve görev dağılımı karşılığında, ABD Hindistan’a hassas savunma teknolojileri konusunda destek verecek. Kurulduğundan beri uluslararası siyasette tarafsızlığını koruyan Hindistan, sisteme ilk defa ağırlığını bu ilişki üzerinden koyacak gibi görünüyor. Bu işbirliği gerçekleşirse dünyadaki güç dengeleri de yeniden şekillenecek.


2 thoughts on “ABD-Hindistan arasında “stratejik ortaklık”

Add yours

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: