Obama’nın Rüya Takımı ve Ortadoğu Vizyonu

Bu yazı 6 Temmuz 2008 tarihli Star Gazetesi’nin Açık Görüş’te yayınlanmıştır.

Obama yönetiminden dünya barışı ve evrensel kardeşlik bekleyenler elbette bunu bulamayacaklar. Son derece realist, pragmatist ve ABD çıkarlarını savunan ancak bunu yaparken askeri seçeneği sona bırakan bir yönetimle karşı karşıya olacağız. Obama yönetimi, son 8 yıldır dünyayı gizli hapishaneler, işgaller, işkenceler, hukuk dışı uygulamalarla açık hava zindanı haline getiren neoconların yarattığı hasarı düzeltmeye çalışacak.

Nuh Yılmaz

ABD siyaset tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri tüm engellere rağmen başkanlık yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Kasım ayında yapılacak seçimlerde Demokrat Parti adayı olmak için güçlü rakibi Hillary Clinton’ı soğukkanlı ve pragmatik tarzıyla yenmeyi başaran Barack Obama, şimdi de Cumhuriyetçi Parti’nin tecrübeli adayı John McCain’e karşı mücadele ediyor. Demokratlara ve bağımsızlara en yakın Cumhuriyetçi lider olarak bilinen, ulusal güvenlik ve dış politika gurusu McCain’e karşı, bu konularda tecrübesiz Obama’nın dış politika vizyonu en çok merak edilen konuların başında geliyor.

Annesinin kimliğinden gittiği kiliseye, karısının kullandığı kelimelerden okuduğu ilkokula kadar her özelliği teker teker masaya yatırılıyor Obama’nın. Cumhuriyetçi saldırı timinin de başarılı taktikleriyle nüfusun yüzde 10’unun halen Müslüman sandığı Obama uzun süre ‘naif bir liberal’ olarak resmedildi. Ancak Clinton gibi bir demir leblebiyi hazmetmeyi başaran Obama’nın hiç de sanıldığı gibi suşi sever, ağaç-kucaklayıcı, şarap perver, ekolojik yeşillikçi, Subaru kullanan, çevreci, saf bir kibarzâde olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Obama’nın muhalifi cumhuriyetçi kalemlerşörler bile Obama’nın öğrenme hızından, pragmatizminden, kendini yenilemeyi başarma yetisinden etkilenmişe benziyor. Daha dün hakim görüş olan ‘hippi Obama’nın kolay lokma olduğu iddiaları, bugün Obama destekçisi muhafazakar ‘Obamaconlar’ın ortaya çıkmasıyla yerini kayda değer bir endişeye bıraktı. Bu endişenin diğer boyutlarını bir yana bırakarak Obama’nın dış politika yaklaşımına ve ekibine bakalım.

Naif değil pragmatist

İlk başlarda yanında derin devletin razı olacağı isimlerin bulunmadığı iddia edilen Obama, Demokratların, bağımsızların hatta Bush karşıtı merkez sağcılarının desteğiyle sağlam bir ekip kuruyor. Bu ekibin iki temel ayağı var: Dış politika ve ulusal güvenlik. Bu ayrımı dikey kesen bir başka eksen de Washington’ın kurtları ile göreve hazır genç demokratlar. Obama her iki ekseni de kesen bir çerçeve kurmaya çalışıyor.

Obama’nın çevresindeki demokrat ağır toplar şöyle: Eski Dışişleri Bakanlarından Madeleine Albright ve Warren Christopher, Savunma eski Bakanı William Perry, eski Ulusal Güvenlik Danışmanları Zbigniew Brzezinski ve Tony Lake, eski Dışişleri Müsteşarı Susan Rice, Dışişleri’nin Dahili Strateji Bölümü Planlamaeski Şefi Greg Craig, Adalet Bakanı eski Yardımcısı Eric Holder, Donanma eski Bakanı Richard Danzig, Ulusal Güvenlik Danışmanı eski Yardımcısı Jim Steinberg. Obama’nın Kongre desteği ise İstihbarat Komisyonu eski Başkanı David Boren, Irak raporunu hazırlayan ekipten Lee Hamilton, Silahlı Hizmetler Komisyonu eski Başkanı Sam Nunn, Senato Demokratları’nın eski Başkanı Tom Daschle, kendi adıyla Irak raporu yazan Joe Biden gibi isimlerden oluşuyor. Bu listeyi uzatmak mümkün. Ancak uzmanlık alanlarına baktığımızda bu ve diğer isimlerin enerjiden çevreye, biyo-terörizmden dış politikaya, Irak’tan Suriye’ye, doğrudan işgalden NATO ve BM operasyonalarına ve ‘insani müdaheleye’ kadar her alanda tecrübeli isimleri kapsadığı görülüyor.

İmparatorluk restorasyonu

Bunun yanısıra Obama ekibinde Cumhuriyetçilerden Chuck Hagel ve eski Dışişleri Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı Colin Powell’dan, genç isimlerden Phil Gordon ve Samantha Power’a, Ortadoğu uzmanları Daniel Benjamin, Daniel Kurtzer ve Dennis Ross’dan eski stratejistlerden Strobe Talbott’a kadar uzanan isimler de mevcut. Bu isimlerin bize iki şey söylüyor: 1. Obama ABD devlet seçkinlerinin bir kanadının desteğini almış durumda, 2. Bu isimlerle Obama, yaratılan beklentilere cevap verecek bir çiçek çocuk politikası üretmeyecek.

Obama yönetiminden dünya barışı ve evrensel kardeşlik bekleyenler elbette bunu bulamayacaklar. Son derece realist, pragmatist ve ABD çıkarlarını savunan ancak bunu yaparken askeri seçeneği sona bırakan bir yönetimle karşı karşıya olacağız. Obama yönetimi, son 8 yıldır dünyayı gizli hapishaneler, işgaller, işkenceler, hukuk dışı uygulamalarla açık hava zindanı haline getiren neoconların yarattığı hasarı düzeltmeye çalışacak. Önüne hedef olarak da diplomasiyi öne çıkaran bir dış politika gündemini koyacak.

Türkiye için ne değişir?

Sonuç almanın diplomaside garanti bir yol olmadığının pekala farkında olan Obama ekibi, diplomasi ile istenen sonucu elde edemese de bu şekilde uluslararası koalisyon ve haklılık gücünün artırılmasıyla ABD’nin moral liderliğini imara çalışacak. Bu dış politika ekseni, diplomasi, çok taraflılık, insani yardım, insani müdahale, insan hakları söylemi gibi konuları öne çıkarak, askeri güç kullanımını minimize edecek. Bunun yerine uluslararası kurumları zorlayarak sonuç almaya çalışacak, insani yardım kuruluşları gibi sivil temelli kurumlarla hegemonya tesis etmeye çalışacak. Pragmatist bir çerçeveyi öne çıkaracak olan bu ulusal güvenlik vizyonu, herhangi bir ideolojik gündemi dayatmak yerine, ABD’nin çıkarına olacak gelişmeleri, kurumsallaşma ve istikrarı temel alarak gerçekleştirmeye çalışacaktır. Bu çerçevede muhtemel bir Obama yönetimi tarihteki yerini ‘İmparatorluğun Restorasyonu’ olarak almaya adaydır.

Türkiye açısından ciddi sorunlar ortaya çıkarabilme ihtimalini içinde barındıran bir Obama yönetimi, geniş çerçeveden bakıldığında Türkiye’nin uzun vadeli çıkarları için daha doğru bir aday gibi görünüyor. İnsan hakları karnesini nispeten düzelten Türkiye’nin çok da çekineceği bir şey yok Obama yönetiminden.

Obama’nın Türkiye açısından taşıdığı riskler şöyle sıralanabilir: 1. Ermeni soykırımı iddiaları Temsilciler Meclisi’nden geçebilir. Ya da karar Meclis’de engellense bile Başkan Meclis’i beklemeden 24 Nisan’da ‘soykırım’ kelimesini kullanabilir. 2. Türkiye İran’a karşı kurulan ambargo cephesine dahil edilmeye çalışılabilir. 3. Etkisini artırabilecek Kürt lobisinin de etkisiyle sadece Irak’ta değil, Türkiye sınırları dahilinde de Kürt meselesine doğrudan müdahil olmaya kalkışılabilir, ‘siyasi çözüm’ konusunda Türkiye zorlanabilir. 4. Enerji konusunda Rusya dengelenmezse, Türkiye’nin Rusya-İran-ABD arasında kazandığı etki Rusya’nın bastırmasıyla azalabilir.

Ortadoğu muamması

Türkiye açısından Obama’nın muhtemel avantajları ise şöyle sıralanabilir: 1. Türkiye’ye demokratik teamüller, dini özgürlükler, insan hakları konusunda destek verip, siyasetin güçlendirilmesine yardımcı olunabilir, 2. İran’a muhtemel bir saldırı dizginleneceğinden bölge istikrarının bozulması engellenir. 3. Irak’taki askerler azaltılıp Afganistan’a kaydırılırsa Türkiye üzerindeki ‘Afganistan’a muharip birlik gönder’ baskısını azalabilir. 4. Suriye ile iyi ilişki kurulursa bölgede gerilim azalabilir. 5. İsrail’e koşulsuz desteği kesip, İsrail’i çözüm için masaya oturmaya zorlayabilir. 6. AB konusunda Türkiye’ye desteğini artırır. 7. Türkiye’nin istikrarını öne çıkararak, stratejik ortaklık söylemiyle Türkiye’yi belli politikaların içine sokmaya zorlamaya çalışmak yerine karşılıklı ilişki hacmi geliştirilmeye çalışılabilir. 8. Enerji konularında müzakere öne çıkarılırsa, Rusya ile muhtemel gerilim dengelenir. 9. Washington merkezli neoconlar ve Türk destekçilerinin etkisi azaltılarak, Türkiye üzerindeki baskı hafifler. 10. Dünya genelinde Müslümanlar üzerindeki baskı azaltılarak, Türkiye’nin üzerindeki yük hafifletilebilir. 11. Afrika eksenli muhtemel açılımlarda, Türkiye’nin daha etkili olmasının yolunu açabilir.

İsrail’le yakın ilişkiler

Obama-İsrail ilişkisinin hem iç hem de dış boyutu var. İçeride Yahudi oylarını almak isteyen Obama, dışarıda da İsrail’i terk edemez. Obama’nın iki yıldır İsrail lobisinin en güçlü örgütü olan AIPAC’te yaptığı konuşmalar bunu gösteriyor. Geçmişinde İsrail’e yönelttiği eleştiriler, müdavimi olduğu kilisenin İsrail’e eleştirel bakması, babasının Müslüman kökenli olması Obama’yı Yahudiler’e karşı özür dileyici bir konuma itti.

Sadece Yahudi nüfusunun ağırlığından değil, Müslümanlar’ın yanına en önde gelen İsrail destekçilerinden Joe Lieberman’ı ve neoconları alan McCain’i desteklemeyeceğini bilmesinden dolayı Obama, Yahudi nüfsunu memnun edecek bir siyaset izliyor. Her ne kadar Müslüman toplumdan şikayetler yükselse de, Müslüman karar alıcıların azlığı, gerek para gerekse de siyasi örgütlenme açısından Müslüman etkisinin az olması, ABD’de artık sağduyu haline gelen İslamofobik ortam Obama’yı İsrail lobisine yaklaştırdı. ABD’deki İsrail desteğinin toplam Yahudi nüfusunun kat kat üzerinde olması da adayların İsrail konusunda tavır almasının önüne geçiyor.

Tüm bunlar her şeye rağmen Obama’nın bir sürpriz barındırması ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Bu ihtimal de Ortadoğu’daki aktörleri tatmin etmeyebilir.

Ancak Obama yönetimi İsrail-Hamas görüşmelerinin devamını ve geliştirilmesini, su sorunun, Kudüs sorununun, yol haritalarının masaya getirilmesini talep ederek, İsrail’i de memnun etmeyecek bir barış anlaşmasını zorlayabilir. Son bir yıldır Annapolis’le beraber ivme kazandırılmaya çalışılan barış görüşmelerinde bu ihtimali gören İsrail şahinlerinin elini çabuk tutma çabası da rol oynuyor. Yine aynı şekilde Hamas’ı yasal bir siyasal aktör olarak kabul edebilecek bir ABD’nin (şu anda Hamas terör örgütü olarak görülüyor), bölgede neoconların denediği ‘savaş yoluyla demokrasi’ söylemini, müzakere yoluyla demokrasiye dönüştürerek, bölge dinamiklerini de harekete geçirme potansiyeline sahip. Obama Yönetimi Suriye-İsrail görüşmelerini de destekleyerek hem Suriye hem de Lübnan’da daha istikrarlı bir durumun oluşmasına, en azından bölgenin bir süre nefes almasına yol açabilir.

Bush’tan sonra İran

Obama’nın İran konusundaki tavrını seçimlerden önceki gelişmeler belirleyebilir. Washington’da oldukça artan İran eksenli toplantılar, Bush’un İran’a saldırma ihtimalini yükseltiyor. ABD’nin bölgedeki askeri manevraları, komuta kademesindeki değişiklikler sürekli yüksek tutulan gerilim ABD’nin İran’a karşı elini güçlendirmeye yarayan manevralar olarak görülebilir. Ancak Bush Beyaz Saray’da iken bu manevraların blöf olduğunu düşünmek alınamayacak kadar büyük bir risktir. Eğer saldırı olursa tüm dengeler altüst olacağından, ne olabileceğini tahmin etmek zor.

Saldırı gerçekleşmezse, Obama’nın İran’la önce örtülü, ardından da doğrudan görüşmelere geçmesi beklenmeli. Bunun için Obama, alt düzey müzakereleri ya da Ahmedinecad’ı değil, ulusal güvenlik ve nükleer çalışmalarda son sözü söyleyen İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e ulaşabilecek kanalları zorlayacaktır.

Bu ‘büyük pazarlık’ anlaşma ile sonuçlanırsa, Rusya-İran stratejik ortaklığı dağılabilir, Avrupa’nın enerji güvenliğinin çerçevesi değişir, Rusya’ya bağımlılık azalır, ABD İslam dünyasıyla ilişkisinin boyutunu değiştirerek, Irak’tan tamamen de çekilebilir. İran’la anlaşabilecek bir ABD, güçlü bir Rusya yerine nükleer silahı olan bir İranla yaşamayı tercih edebilir. Elbette tüm bu gelişmeler öncelikle ABD’nin İsrail’i masaya oturtması halinde mümkün olabilecektir.

Irak’ta aceleci davranmaz

Irak konusunda Obama’nın aceleci davranıp, ABD askerlerini Irak’tan çekeceğini düşünmek yanıltıcıdır. Obama’nın önceliği askerleri çekmek değil, asker sayısını azaltmaktır. Biden planının revize edilmiş halini uygulama ihtimali olan Obama, Irak’ta gevşek federasyon ve zamana yayılan bir çekilme çerçevesinde Irak’ta daimi askeri üs sahibi olmaya çalışacaktır.

Geride yaklaşık 30.000 asker bırakmayı planlayan Obama, bu sayıyı Irak’tan alacağı üs miktarına göre belirleyecektir. Bu da hem ABD’nin İran’a karşı ciddi bir avantaj elde etmesine yol açacak ve İran’ı da anlaşmaya zorlayacak bir koz olacaktır. Askeri üslerle birlikte askerlerini daha korunaklı hale getirecek olan ABD, hem komuta kademesiyle ilişkileri tamir edecek, hem orduyu dinlendirecek, hem de geri gelen askerlerin bir kısmını Afganistan’a kaydırarak Afgan-Pakistan petrol boru hattı için ağırlığını o noktaya kaydıracak, hem de bölgede önemli bir dinleme-izleme merkezine sahip olacaktır. Bu konuda geçen hafta Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile uzun bir telefon konuşması gerçekleştiren Obama’nın hızlı çekilmeme konusunda talepte bulunan Zebari’ye teminat vermesi de bu çerçeveyi destekliyor.

Annapolis devam eder

Obama yönetimi Suriye ile İsrail görüşmelerini destekleyecektir. ABD’nin nükleer tesis olduğunu iddia ettiği Suriye’de İsrail tarafından vurulan binanın temiz çıkması, Obama’nın elini Suriye ile ilişkiler konusunda ısrarcı olmasını sağlayacaktır. Annapolis sürecini devam ettirmeye çalışacak olan Obama yönetimi, İsrail’in askeri saldırısını diplomatik alanda koz olarak kullanacak, bir yandan da bölgedeki imajını zedeleyen İsrail’i dizginleyerek, Suriye ile barış görüşmelerinin nihayetlendirmeye çalışacaktır. Görüldüğü üzere Obama yönetiminin en büyük meydan okuma İsrail olacaktır. İsrail’i masaya oturtmaya başarabilecek bir Obama yönetimi Ortadoğu’da yeni bir düzen oturtmaya ve ABD’nin neoconlarla uğradığı zararı tamir etmeye çalışacaktır.

One thought on “Obama’nın Rüya Takımı ve Ortadoğu Vizyonu

Add yours

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: