ABD’nin kimlik arayışı

Bu yazı 6 Eylül 2010 tarihinde Star Gazetesinin Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır.

Tartışmalar caminin yerine odaklanmış gibi görünse de asıl mesele ABD’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir kimliğe sahip olmak istediği ile ilgili: ABD iddia ettiği gibi Müslümanlara da açık çok kültürlü bir toplum mu olacak, yoksa Müslümanları dışarıda tutarak yola devam mı edecek?

NUH YILMAZ

SETA Washington Direktörü

Amerika’daki cami tartışması aldı başını gidiyor. Amerikan toplumu New York’ta İkiz Kuleler’e yakın bir yerde yapılması planlanan bir İslam Merkezi bünyesindeki cami için adeta ikiye bölünmüş durumda. Bu tartışma ülkedeki geleneksel cumhuriyetçi-demokrat ayrışmasını bile alt üst etti. Her ne kadar tartışmalar caminin yerine odaklanmış gibi görünse de asıl mesele ABD’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir kimliğe sahip olmak istediği ile ilgili: ABD iddia ettiği gibi Müslümanlara da açık çok kültürlü bir toplum mu olacak, yoksa Müslümanları dışarıda tutarak yola devam mı edecek? Amerikalı kimliğinde Müslümanların da yerinin olacağını düşünenler, bunu zenginlik olarak görenler merkezi desteklerden; bu fikre karşı çıkan, Müslümanların ABD toplumunda güç kazanmasının kendi aleyhlerine olacağını düşünenler ise merkeze karşı.

Merkezden İslamofobyaya!

New York’un en merkezi noktası olan, 21.6 km uzunluğunda, en geniş yerinde 3.7 km olan Manhattan adasında, daha evvel İkiz Kuleler’in bulunduğu noktaya 6.5 blok yani yaklaşık 700 m kadar uzağa, metruk bir binaya bir İslam Toplum Merkezi yapılması planlanıyor. Merkezin içinde dinlerarası diyalog merkezi, 500 koltuklu bir konferans salonu, yüzme havuzu, spor merkezi, Müslümanlara ait yemeklerin de tanıtıldığı bir aşçılık okulu, bir restoran ve bir de mescit olacak.

Yaklaşık 100 milyon dolara malolması planlanan proje yeni ortaya çıkmadı. Ancak Ağustos ayı içerisinde bir anda konuya farklı bir çehre kazandırılarak gündelik siyasetin sıcak tartışmalarına malzeme haline getirildi. Tartışmada saldırgan muhafazakar taraf tam anlamıyla bir Müslüman avına çevirmeye kalkıştı merkez tartışmasını. Bu nedenle de proje “İkiz Kuleleri’n yerine yapılan cami” diye adlandırılıldı, ardından Müslümanların 11 Eylül saldırılarından sorumlu olduğuna çevrildi. Bu noktadan sonra işin için ABD’deki İsrail Lobisi’nin en kilit isimlerinden ADL adlı kuruluşun efsanevi lideri Abraham Foxman da giriverdi. Bu noktadan sonra ise konu tam anlamıyla İsrail Lobisi-Neocon-Sağ Muhafazakar-Demokrat Muhafazakar bloğunun psikolojik savaşı haline geldi. Bu bloğa karşı ABD içinde haklar temelli siyaset yapan gruplar, Demokratlar’ın Obama’ya yakın isimleri, genel olarak sol, İsrail Lobisi’nin eleştirel sol kanadı, cumhuriyetçiler içindeki liberteryen kanattan oluşan bir karşı cephe oluştu. Tartışmanın bu tür bir bölünmeye yol açması akla tartışmanın nedeni konusundaki cevabın çok açık olmadığı fikrini getiriyor. O halde bu karmaşık olayı nasıl analiz etmeliyiz? Neden bir toplum merkezi bir anda İslam karşıtı bir kampayaya dönüştü.

Tartışmanın bu kadar farklı grupları bir araya getirmesine bakarak farklı dinamikleri olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Her grup diğerinden farklı bir gerekçeyle ve kaygıyla tartışmaya katılıyor. Peki bu farklı grupları merkeze karşı harekete karşı harekete geçiren asıl unsur nedir? Önce tek tek farklı argümanlara bakmak gerekir. İslam Toplum Merkezi projesine karşı çıkanlar arasında yer alan neoconlar, onlarca yıllık hazırlıktan sonra Bush döneminde yarım bıraktıkları projelerinin Obama tarafından tamamen dağıtıldığını düşünüyor. Bu nedenle de bu grubun asıl hedefi iktidarı en kısa zamanda ele geçirerek Obama Yönetimi’nin değişikliklerini engellemek.

Eğer bunu yapamıyorlarsa, iktidarı etkisiz hale getirmek. Bunun en kısa yolu ise Kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlerde Obama’ya ciddi bir ders vermek. Ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin tamamının, Senato’nun ise üçte birinin seçileceğini düşünürsek, Kasım’da sandıkta başarısız olan Obama’nın Kongre ile başı derde girecek. Kongre’de güç kazanacak olan Cumhuriyetçiler atamalardan bütçeye kadar bir çok noktada söz sahibi olabilecek, tabiri caizse iktidara ortak olacaklar. Böylece dış politikada da etkili olacaklar. Neoconların İsrail Lobisi ile Ortadoğu konusunda neredeyse tamamen aynı fikirde olduğunu söylemeye zaten gerek yok. Ancak yine de İsrail Lobisi ayrıca anılmayı hakediyor.

İsrail lobisi kampanyada aktif

Ortadoğu barış süreci konusunda İsrail’i eleştiren, kapalı görüşmelerde zaman zaman İsrail’e karşı oldukça sert bir üslup da kullanan Obama yönetimi İsrail Lobisi’nin de can düşmanı. Lobi hem 2 Eylül’de başlayacak barış görüşmeleri konusunda baskı kurmak, hem İsrail üzerindeki  baskıyı azaltmak hem de Kongre’deki zaten güçlü olan konumunu daha da tahkim etmek istiyor. İsrail’in çıkarlarına kayıtsız şartsız boyun eğmeyen Obama’ya da bir ders vermek istiyor. Yardım gemileri konusunda Türkiye Obama yönetiminin yaptıklarını yeterli bulmasa da, bu kadarı bile İsrail için alışılmışın çok ötesinde. Bu nedenle İsrail lobisi, cumhuriyetçisi demokratıyla Obama’dan kurtulmak konusunda neredeyse hemfikir. Böyle olmasaydı zaten neredeyse asırlık tarihi ile ayrımcılığa karşı mücadele ile tanınan ADL Başkanı Abe Foxman, tam anlamıyla gerici bir pozisyon alıp, merkezin yapılamaması için İslamofobik bir kampanya çerçevede aktif lobi yapmazdı. Koalisyon içindeki fundemantalist Hıristiyan grupları ise çok fazla izah etmeye gerek yok. Bu tabanın İslam karşıtlığı sınır tanımıyor: Sadece merkezin engellenmesi değil, İslam’la ilgili her konuda benzer bir tavır sergiliyor bu gruplar. Bu kesim artık düşmanlığını gizleme gereği dahi duymuyor, aksine Kur’an yakma kampanalarını organize ediyor. Tüm bu projeye tam oturmayıp, kenarından katılan en önemli kesim ise demokratların bir kısmı. Demokrat Parti içinde İslam ve Müslümanlarla ilgili her türlü projeye ve adıma karşı çıkan bu ekibin  bir kısmını harekete geçiren unsur tamamen İsrail Lobisi. Zaten kendileri de parçası olduklar lobinin tavrından dolayı merkeze itiraz ediyorlar. Ancak lobi ile ilişkisi olmadığı halde karşı çıkan demokratların zihni arka planında ise daha çok dini muhafazakarlık ve Amerikalı olmanın sınırlarına ulaşılmışlık duygusu, Müslümanların ise bu kimlikte yeri olmadığı inancı yatıyor. Diğer gruplar neyse de, demokratların Obama’yı eleştirseler dahi kendi liderlerine karşı bir kampanyaya katılmalarını nasıl anlamak gerekir?

Müslümanlar stratejik düşman mı?

Bu noktada bir takım siyasa konuları gündeme getirilebilir: İsrail’e yeterince destek verilmemesi, barış görüşmelerinde İsrail tarafına baskı yapılması, İran konusunda baskı uygulanması vs. Ancak durum tüm bunların ötesinde. Meselenin gelip dayandığı nokta ABD’nin kimliği tartışması. Amerikan kimliği İslam’ı da ülkedeki meşru kimliklerden birisi olarak kendine katacak mı? Yoksa İslam’ı ve Müslümanları toplum dışına iterek, bu kesimlerin ABD toplumu ve devletindeki etkisi engellenmeye mi çalışılacak? Asıl tartışmanın döndüğü nokta tam da burası. Bu noktada Obama aslında son derece sembolik bir figür: İslam’ın Amerikan kültürünün dışında yeraldığını, dışlanması gerektiğini savunan, İslamofobik saldırı kampanyaları ile bunu gerçekleştirmeye çalışan gruplar Obama’nın bu konuda teslim olmaması konusunda son derece rahatsızlar.

Obama, ailesindeki Müslümanlarla Müslümanların da ABD kimliğinin parçası olabileceği mesajını net bir şekilde veriyor. Dahası siyah kimliği ile köle ticareti nedeniyle İslam’ın neredeyse 400 yıldır Amerikan kimliğinin bir parçası, hem de son derece acı bir parçası haline geldiğini hatırlatıyor. Afrika’dan gelen siyah kölelerin ezici çoğunluğunun Müslüman olmasını, halen Cemima Hala imgesindeki başörtüsünün, Cemal gibi Müslüman adları taşıyan gayri Müslim siyahların Amerika’nın İslam’la ilişkisini göstermesine tahammül edemiyorlar. Bu nedenle de her tür krizi fırsata çevirip İslam aleyhtarı bir kampanya yürütüyor bu cephe.

Ancak bunu sadece basit bir ırk ayrımcılığı ya da kimlik problemi olarak görmemek gerekir. 11 Eylül öncesi ABD Müslümanları yerli siyahlar ve göçmenler olarak ayrılıyor, bu iki kesim arasında irtibat kurulamıyordu. Ancak 11 Eylül sonrası bu iki grubun biraraya gelmesi, birbirlerinden haklar mücadelesi, eğitim, siyaset konusunda ardım almaları, Müslümanların profilini yükseltmeye başladı. Şimdi ise Obama ile birlikte Müslümanlara ülkenin normal bir unsuru muamelesi çekilme yönünde adımlar atılmaya başlandı. Eğer böyle giderse, nüfusla orantısız ölçüde etkisiz olan Müslümanlar, yaşayacakları demografik dönüşümle, Obama dönemlerinde başlayan devlet ve toplumda etkili olmaları ile, iyi eğitim neticesinde bir kaç on yıl içerisinden ülkedeki en etkili gruplardan biri haline gelebilir. Bu gelişme yaşanırsa bunun şüphesiz iki somut etkisi olması beklenir: 1) Haklar mücadelesi nedeniyle Müslümanların demokratların tabanını oluşturması, 2) ABD dış politikasında başta Ortadoğu olmak üzere, Müslüman ülkelerle ilişkilerde nisbi bir dengenin kurulması, en azından önyargıların kırılması. Bu nedenle bu iki gelişmeden rahatsız olan grupların İslam Toplum Merkezi’ne karşı kampanyanın öncülüğünü yapması ve toplumda İslamofobik bir imaj oluşturma çabası rastlantı değil. Bu iki gelişme sonucunda zarar göreceğini düşünen kesimlerö yani demokrat tabana ve ABD dış politikasına ipotek koyan kesimler kendi partilerinden bir başkanı bile harcamayı göze alabiliyor. Obama’nın Müslümanlığı ile ilgili yapılan propagandaları halkın saflığı ile değil de bir de bu gözle değerlendirmek gerekmez mi?


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: