Obama başkanlığında ABD restorasyonu

Bu yazı Kasım 2008 tarihinde Anlayış Dergisi‘nde yayınlanmıştır.

Anlayis Dergisi LogoABD’DE ya­şa­nan ma­li kriz, ge­ri­le­me­den dep­res­yo­na doğ­ru bir se­yir iz­li­yor. Kri­zin gün­de­lik ha­ya­ta yan­sı­ma­la­rı ken­di­ni gös­ter­me­ye baş­la­sa da, kö­tü gi­di­şin so­nu­na he­nüz ge­lin­me­di. Kri­zin şim­di­lik en doğ­ru­dan yan­sı­ma­sı, ABD baş­kan­lık se­çim­le­rin­de gö­rül­dü. Ey­lül’ün or­ta­la­rın­da ya­rı­şı yak­la­şık %5-7 fark­la ön­de gö­tü­ren Cum­hu­ri­yet­çi aday John McCa­in, Ekim’in son haf­ta­sı­na gi­ri­lir­ken, ra­ki­bi De­mok­rat aday Ba­rack Oba­ma kar­şı­sın­da 12 pu­an ge­ri­ye düş­tü. Kri­zin cid­di­ye­ti kar­şı­sın­da önem­li Cum­hu­ri­yet­çi isim­ler da­hi Oba­ma’yı des­tek­le­me­ye baş­la­dı.

Ka­pi­ta­lizm Çök­tü mü?

Kri­zi li­be­ra­liz­min ya da ka­pi­ta­liz­min çö­kü­şü ola­rak de­ğer­len­dir­mek için he­nüz er­ken. Ge­li­nen nok­ta­yı ne­oli­be­ra­liz­min en ra­di­kal ver­si­yo­nu­nun ras­yo­nel so­nuç­la­rı­na ulaş­ma­sı şek­lin­de ta­nım­la­mak da­ha doğ­ru. Kri­zin baş­lan­gı­cı, SSCB kar­şı­sın­da ide­olo­jik ola­rak ra­hat­la­yan, bu­nun ne­ti­ce­sin­de sos­yal po­li­ti­ka­la­ra ih­ti­ya­cı kal­ma­yan bir­çok Ba­tı ül­ke­sin­de bir­bi­rin­den ba­ğım­sız şe­kil­de ha­ya­ta ge­çi­ri­len ne­oli­be­ral po­li­ti­ka­la­rın, ABD’de uy­gu­lan­ma­ya baş­la­dı­ğı 1982’ye ka­dar gö­tü­rü­le­bi­lir. Za­ma­nın ABD Baş­ka­nı Ro­nald Re­agan li­der­li­ğin­de ma­li pi­ya­sa­lar üze­rin­de­ki de­ne­tim gev­şe­ti­lip mev­cut ya­sa­lar fii­len uy­gu­lan­ma­ya­rak ne­oli­be­ra­liz­min hâ­ki­mi­ye­ti­ne fır­sat ta­nın­dı. Özel­leş­tir­me, sen­di­ka­sız­laş­ma, ma­li ku­rum­la­ra ge­ti­ri­len ser­ma­ye ve risk al­ma ser­bes­tî­si, sos­yal po­li­ti­ka­la­ra ay­rı­lan kay­na­ğın azal­tıl­ma­sı, ver­gi in­di­ri­mi gi­bi po­li­ti­ka­la­rı ta­mam­la­mak ise Bill Clin­ton’a na­sip ol­du. 1929 Kri­zi’nden son­ra ma­li pi­ya­sa­la­ra ge­ti­ri­len sı­nır­la­ma­lar, şim­di­ki baş­kan aday­la­rın­dan John McCa­in’in des­te­ği ve Clin­ton’ın ona­yıy­la 1999’da de­ğiş­ti­ril­di; ti­ca­ri ban­ka­la­rın ya­tı­rım ve si­gor­ta işi­ne gir­me­si­ni en­gel­le­yen dü­zen­le­me kal­dı­rıl­dı. Böy­le­ce dün­ya pi­ya­sa­la­rı, şu an­da peş pe­şe dü­şü­şü­nü iz­le­di­ği­miz ya­tı­rım ban­ka­la­rı­nın et­ki­si­nin art­ma­sı­na ve spe­kü­la­tif fi­yat dü­zen­le­me­le­ri­ne sah­ne ol­ma­ya baş­la­dı.

Kriz Na­sıl Oluş­tu?

Ne­oli­be­ral po­li­ti­ka­la­rı IMF eliy­le “ya­pı­sal uyum prog­ram­la­rı” şek­lin­de di­ğer ül­ke­le­re tav­si­ye eden merkez ül­ke­ler, bir­çok ül­ke­yi ba­tı­ran ope­ras­yon­la­rı­nı ise ya­tı­rım ban­ka­la­rı eliy­le or­ta­ya çı­kar­dık­la­rı tü­rev pi­ya­sa­la­rı ve yük­sek risk­li ya­tı­rım fon­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la ger­çek­leş­tir­di­ler. Bu ban­ka­lar sözkonusu fon­lar ara­cı­lı­ğıy­la ürün­le­rin ge­le­cek yıl­lar­da­ki fi­yat­la­rı­nı et­ki­le­ye­cek şe­kil­de ya­tı­rım ya­pa­rak mil­yar­lar­ca do­lar kâr et­ti. 1999 de­ği­şik­li­ğin­den son­ra ise yük­sek risk­li ya­tı­rım fon­la­rı­nın pi­ya­sa pa­yı as­tro­no­mik şe­kil­de art­tı. Ya­pı­lan uya­rı­la­ra rağ­men ABD bu fon­la­rı de­net­le­me nok­ta­sın­da gö­nül­süz dav­ran­dı. Bu­na bir de ABD’ye gi­ren ya­ban­cı ser­ma­ye­nin dü­şük fa­iz­li kre­di ya­rat­ma­sı ek­le­nin­ce, ABD tam an­la­mıy­la bir ucuz ya­tı­rım cen­ne­ti­ne dö­nüş­tü. Böy­le­ce dün­ya pi­ya­sa­la­rın­da spe­kü­la­tif ener­ji fi­yat­la­rı baş­ta ol­mak üze­re fi­yat­lar hızla yük­se­lir­ken, bu­nun ABD’ye yan­sı­ma­sı em­lak pi­ya­sa­sın­da ya­şa­nan pat­la­ma ol­du. Ya­tı­rım fon­la­rı­nın, yük­sek kâr bek­len­ti­si ve bol­la­şan ser­ma­ye ne­ti­ce­sin­de te­mi­nat­sız ver­di­ği kre­di­le­rin öden­me­si ger­çek­leş­me­yin­ce de em­lak pi­ya­sa­la­rı­nın çök­me­si ile kriz or­ta­ya çık­tı. Ya­tı­rım ya­pan ban­ka­lar, si­gor­ta da yap­tık­la­rı ve ken­di ya­tı­rım­la­rı­nı yi­ne ken­di­le­ri si­gor­ta­la­dık­la­rı için do­mi­no et­ki­si ken­di­si­ni gös­ter­di ve de­va­sa fir­ma­lar art ar­da bat­ma­ya baş­la­dı. Şim­di ise dün­ya fi­nan­sal pi­ya­sa­la­rı­nın ra­di­kal bi­çim­de ye­ni­den ya­pı­lan­dı­rıl­ma­sı ko­nu­şu­lu­yor.

ABD Ger­çek­ten Çök­tü mü?

“ABD çök­tü” ya da “Marx hak­lıy­dı” gi­bi ifa­de­ler ma­ale­sef sa­de­ce bi­rer te­men­ni­den iba­ret. Ne­ti­ce­de dün­ya­nın en bü­yük eko­no­mi­si­ne sa­hip ABD’nin, ne ka­dar bü­yük olur­sa ol­sun, bu kriz­le çö­ke­ce­ği­ni bek­le­mek abar­tı olur. An­cak 1929’dan be­ri ya­şa­nan bu en bü­yük kriz ABD’yi cid­di an­lam­da sar­sı­yor. Halk iki haf­ta ön­ce­si­ne ka­dar oy at­ma­yı ak­lın­dan bi­le ge­çi­re­me­ye­ce­ği si­ya­hî bir ada­ya, kur­tu­luş umu­duy­la yas­la­na­cak ka­dar ürk­müş du­rum­da. Kriz ABD halkını eko­no­mik dar­bo­ğaz ile ırk­çı ön­yar­gı­lar ara­sın­da bir ter­ci­he zor­la­dı. Bu ter­ci­hi, prag­ma­tiz­mi­ne uy­gun şe­kil­de, cebi le­hin­de ya­pan halk Oba­ma’nın öne geç­me­si­ni sağ­la­dı.

Tür­ki­ye’de bor­sa ha­len çok az aile­yi doğ­ru­dan et­ki­ler­ken, ABD’de emek­li­lik fon­la­rı, üni­ver­si­te harç­la­rı için bi­rik­ti­ri­len pa­ra­lar, va­de­li ya­tı­rım­lar hep bor­sa üze­rin­den yü­rü­yor. Bu ne­den­le Türk hal­kı­nın ço­ğu için sa­de­ce TV ek­ra­nın­da bi­rer im­ge olan bor­sa­nın iniş ve çı­kı­şını gös­te­ren ye­şil ve kır­mı­zı ok­lar, ABD hal­kı için ce­bin­den gi­den pa­ra an­la­mı­na ge­li­yor. Ma­li kri­zin Tür­ki­ye’de hal­kı et­ki­le­me­si için en az bir­kaç ay ge­re­kir­ken, bir ABD’li te­le­viz­yo­nu aç­tı­ğı an­da ne ka­dar za­ra­ra uğ­ra­dı­ğı­nı gö­re­bi­li­yor. Böy­le­ce ABD’li or­ta ve alt ge­lir­li ke­sim­de he­men bir pa­nik ha­va­sı olu­şu­yor. Tüm bun­lar Oba­ma’ya des­te­ğin art­ma­sı­nın ön­ce­lik­li se­bep­le­rin­den.

ABD Ya­ra­lan­dı Ama Düş­me­di

Bü­tün bun­la­ra rağ­men ABD’nin dün­ya ege­men­li­ği fi­nan­sal ege­men­li­ği­ne in­dir­ge­ne­mez. Ha­tır­lar­sak 90’lar­da me­mur ma­aş­la­rı­nı öde­mek için Ba­tı’nın yar­dı­mı­na muh­taç olan Rus­ya bi­le nük­le­er si­lah­la­rı ne­de­niy­le teh­dit kap­sa­mın­dan bir tür­lü çı­ka­ma­mış­tı. Yi­ne fi­nan­sal açı­dan ol­duk­ça zor gün­ler ya­şa­yan Os­man­lı İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun da­ğıl­ma­sı için bi­le hem 70 yıl hem de bir dün­ya sa­va­şı ge­rek­miş­ti. Bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da, fi­nan­sal ola­rak ta­ma­men çök­se da­hi -ki du­rum as­la bu ka­dar va­him de­ğil- ABD, de­va­sa as­ke­rî ya­pı­sı, tek­no­lo­jik üs­tün­lü­ğü ve di­na­mik nü­fus ya­pı­sı ile kı­sa va­de­de dün­ya he­ge­mo­nu ol­ma ko­nu­mun­dan in­mez. Bun­da as­ke­rî üs­tün­lü­ğü­nün ya­nı sı­ra son 60 yıl­dır dün­ya­yı çe­kip çe­vi­ren, ser­ma­ye­nin ya­nın­da bi­rik­tir­di­ği yö­ne­ti­şim ka­bi­li­ye­ti, dip­lo­ma­tik tec­rü­be­si, em­per­yal yö­ne­tim pra­tik­le­ri ve her ya­na ya­yıl­mış is­tih­ba­rat ya­pı­sı­nın da pa­yı var. Ay­rı­ca bir bü­yük gü­cün ik­ti­da­rı­nı terk et­me­si için ön­ce­lik­le ra­kip bir bü­yük güç ge­re­kir. ABD’nin bu alan­da ha­len ra­kip­siz ol­du­ğu, ra­kip­le­ri­nin de kriz­den olum­suz et­ki­len­di­ği unu­tul­ma­ma­lı. Ay­rı­ca ABD’nin kül­tü­rel he­ge­mon­ya­sı ha­len ra­kip­siz; Çin film­le­ri ya da Rus mü­zi­ği ancak folk­lor ta­dın­da müş­te­ri bu­la­bi­li­yor.

O Ar­tık “Na­mağ­lup” De­ğil

Gö­rü­nen o ki muh­te­mel bir Oba­ma baş­kan­lı­ğı ile ABD si­ya­si, dip­lo­ma­tik, fi­nan­sal ve as­ke­rî bir res­to­ras­yo­na gi­re­cek. Bu da ABD’nin dün­ya si­ya­se­ti­ne et­ki­si­nin kıs­men azal­ma­sı an­la­mı­na ge­li­yor. To­par­lan­mak ve dün­ya­ya ye­ni­den ni­zam ver­mek için 15 Ka­sım’da Was­hing­ton’da bir ara­ya ge­le­cek olan G-20 ül­ke­le­ri, ye­ni bir Bret­ton Wo­ods ara­yı­şı­na gi­re­cek. Şim­di­lik ABD için en kö­tü se­nar­yo, dün­ya he­ge­mon­lu­ğu­nu de­vam et­ti­rir­ken da­ha ön­ce­ki ra­hat­lı­ğı­nı kay­bet­me­si ola­cak. Ar­tık he­sap­sız pa­ra har­ca­ma lük­sü ol­ma­ya­cak; as­ke­rî har­ca­ma­la­rı­nı kı­sa­cak. Ta­bi­ri ca­iz­se ABD “na­mağ­lup” un­va­nı­nı kay­bet­ti; an­cak ha­len li­der­li­ği­ni ko­ru­yor ve or­ta va­de­de bu li­der­li­ği teh­dit eden bir ra­kip de yok. An­cak ABD’nin ken­di sı­nır­la­rı­na çe­kil­me­si ya da içe da­ha faz­la ka­pan­ma­sı dün­ya­da bir ik­ti­dar boş­lu­ğu ya­ra­ta­cak. Bu ik­ti­dar boş­lu­ğu­nu de­ğer­len­di­re­bi­len ül­ke­ler böl­ge­sel güç ola­rak yük­sel­me şan­sı­na sa­hip. El­bet­te bu­nun şar­tı da, bu ül­ke­le­rin eko­no­mik kri­zi ha­fif at­lat­ma­ları, iç so­run­la­rı­nı ber­ta­raf et­me­leri; ya­ni An­to­ni­o Grams­ci’nin ifa­de­siy­le kriz­den son­ra­ki dün­ya­ya ha­zır­lan­mış, ör­güt­lü ya­pı­lar ol­ma­la­rı.


About these ads

About nuhyilmaz

Academic, Foreign Policy Analyst and Journalist with broad work experience as executive director, bureau chief, columnist, and editor. Experience includes executive directorship of the Washington-based Turkish think tank, SETA Foundation as well as Washington bureau chief of Turkish media outlets such as STAR, CNN Türk, Haber24. Publications and appearances in major media outlets including BBC, Washington Times, Al-Jazeera English, Al-Jazeera Arabic, Open Democracy, The National and Foreign Policy. Yilmaz worked for Al Jazeera Türk as Head of Quality Assurance. He is currently teaching at Marmara University, Foreign News Editor at Star Newspaper and Visiting Fellow at European Council on Foreign Relations (ECFR). He was a member of IISS (International Institute for Strategic Studies).
This entry was posted in Anlayış, Politika, Publishers. Bookmark the permalink.

2 Responses to Obama başkanlığında ABD restorasyonu

  1. Pingback: Anlayış | Nuh YILMAZ

  2. Pingback: Obama ve ABD Üzerine: 2008′den Bugüne | Nuh YILMAZ

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s